Denizle Yaşamak

Ben, denizle doğarım…

Baktığım şeylerin yıldızlar olmasını sevmem.

Mavi olmasını severim.

Günün birinde orada olmak istiyorum” demem.

Üç beş ekipman alırım sırtıma.

Orada olurum. [Devamını oku…]

Çok Sıkıldım

Bazen daral geliyor…

Stress

“Image courtesy of pat138241 / FreeDigitalPhotos.net”

Her şeyden sıkılıyoruz…

İş, aile, ilişkiler, şehir yaşantısı, ülkedeki sorunlar…

Her şeyi bırakıp bir yerlere gidesim geliyor” diyoruz.

Ama nereye?

Bırakıp bir yerlere gidenlerle konuşuyorum, gittikleri yerden memnunlar mı diye?

Değiller.

Ne kadar “daha iyi” deseler de, aslında değil.

Çünkü tüm sorunlar, stres, her şeyi beraberimizde götürüyoruz, gittiğimiz yere…

Şu hiç bir şeyi umursamayan insanların beynini bir gece için bana verseler” diyoruz, “bir gece rahat uyusam.

Olmuyor, beyin transferini kimse yapamıyor.

Kapana kısılıyoruz, prangalarımız ağır geliyor…

Ortamızdan ikiye ayrılacak gibi olsak da, devam ediyoruz.

O kadar hızlı yol almak zorunda kalıyoruz ki bu kadar stresin altında ezilirken, arkamıza baktığımızda kendimizi göremiyoruz. Ruhumuz, bedenimizin bu hızına yetişemiyor, yıllar önce arkamızda kalmış, kaybolmuş oluyor.

Geriye dönüp onu almaya çalışmakla ilerlemek arasında kalıyoruz, daha da bitiyoruz.

Tüm bunların verdiği yorgunluk, çaresizlik bizi daha da yoruyor, tükenme noktasına geliyoruz.

İşte bu “ground zero.

Sıfır noktası.

Stres

“Image courtesy of imagerymajestic / FreeDigitalPhotos.net”

Arkadaşlarımızla dışarı çıkıyoruz, bir şeyler yiyip içip laflıyoruz, paylaşıyoruz. Sıfır noktalarımızı değiş tokuş ediyoruz bir kaç saatliğine.

Geçici bir rahatlamadan sonra ertesi gün her şey kaldığı yerden devam ediyor.

Hem de paylaştıkça çoğalır gibi.

Hiç bir şey böyle günlerimizde bize yardım edemiyor.

Peki, Ne Yapalım?

Ben, böyle anları 30 yıllık hayatım boyunca bir kaç kez yaşadım, hepimiz yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz.

Kimleri yogayla, kimleri profesyonellerden yardımla, kimileri müzik yaparak, dinleyerek bunun önüne geçiyor.

Bende bunlar da işe yaramıyor, sadece hafifletiyor.

Ben, tahmin edeceğiniz üzere dalıyorum…

Kendime suyun altında randevu veriyorum, benimle orada buluşuyorum.

Dalmak İçin Dalanlar

Galiba ben bu gruba dahilim. “Dalmak için dalanlar.

Yani suyun altında bir şey görmeyi çok önemsemeyen, kendini sadece suyun altında nefes alıp vererek, suya kendini bırakarak rahatlayan, tüm sorunlara rağmen derin ve yavaş bir “nefes alanlar“danım.

Bazen bir kaç saniyeliğine gözlerimi dahi kapatıp, sadece ikinci kadememden çıkan sesi dinlerim.

Başka hiç bir ses yoktur.

Su, sanki gözeneklerinizden tüm sıkıntıları alıp götürür.

Kelebek Etkisi‘ndeki final sahnesinde anne karnında doğmak üzere gözünü açan bebeğin huzuruyla yaparım dalışlarımı.

İşin en güzel tarafı, dalışın sadece sorunları alıp götürmesi değil, her nasıl oluyorsa size farklı alternatifler sunma düşüncesini vermesidir. Yani dalış, size vizyon katar.

Soruna odaklanmışken bizler, bu sorunu unutmamızı sağlayan dalış sayesinde tünelin sonunu, ışığı, yani çözümü görürüz.

Suda Olmak Suda OlmaktırDalış Terapisi

Evet, tam olarak bundan bahsediyorum.

Dalış, en kuvvetli terapidir.

Kimse yoktur sizden başka. Hiç bir şeyi isteseniz de düşünemezsiniz. Zaman, akıp gider. Sadece seyredesiniz etrafınızı. Ne gördüğünüz, ne göreceğiniz, teferruattır.

Geçtiğimiz haftalarda dalıştaydım.

Henüz ekipmanımı hazırlarken, dalışa yeni başlamış biri yanıma geldi.

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığı sorunlardan dolayı onlarca psikolog gezdiğini ve bir çok seansa katıldığını, bunlar da yetmeyince bir psikiyatr yardımıyla o “kötü” günlerin geride kaldığını söyledi.

İki yıl önce ilaç tedavim de bitti” dedi.

Gülümsemekle gülümsememek arasında kaldım. Bunu iyi bir şey olarak mı, kötü bir şey olarak mı anlattığını anlayamadım.

Sonradan gülümsedi.

Neden Dalıyoruz isimli makalenizi okudum.” dedi. “Doğruymuş, hiç birisine gerek yokmuş sanırım. Huzur ve mutluluk zaten suyun altındaymış, meğer biz bulamıyormuşuz.”

Tabi ki demek istediğim profesyonel ruhsal yardımın gereksiz bir şey olduğu değil. Sadece bu arkadaşımızın cümlesini paylaşıyorum yorum yapmadan.

Özet

Hepimiz hayatımızda onlarca sorunla karşılaşıyoruz. Bunların bizdeki etkisi aynı olmuyor.

Ancak sorunlarımız suyun altında ortadan kalkıyor, çünkü düşünmüyoruz… Hiç bir şey düşünmediğimiz gibi.

Düşünmediğimizde perde aralanıyor, sakin bir düşünce yapısıyla bu sorunların çözümüne odaklanıyoruz.

Dalış, gördüğümüz canlılar, sosyal ortam gibi avantajlarının yanında bize kendimizi bulduruyor, vizyonumuzu genişletiyor.

Siz de bunu fark edenler arasında mısınız?

Hepiniz Delisiniz!

Geçtiğimiz hafta pazar günü İzmir Ekonomi Üniversitesi Sualtı Kulübü, kısaca Deco ile dalıştaydım.

Uzun süredir (4 ay) hiç birimiz suya girmemiştik ve heyecan doruktaydı. Öğrencilerimin “hadi artık dalalım!” çığlıklarına daha fazla karşı koyamadım.

Kasım-Aralık aylarından beri, hava ve suyun soğuk olmasından dolayı dalışları ertelemeyi seçmiştim. Rüzgarlı bir kış geçirdiğimiz için zaten hava muhalefeti de benimle aynı görüşteydi.

Şimdi bunların hepsi geride kalmış, İzmir-Çeşme otobanından 20 kişiyi aşkın Deco ile yola koyulmuştuk. 

Sanki girilecek su hiç soğuk olmayacakmış, kimse bir nebze olsun üşümeyecekmiş gibi değişik bir neşe vardı minibüsümüzde.

Balıklıoava’daki geleneksel noktadaki kahvaltımız, boyozumuz, çayımız derken araçtaki neşe katlanarak artmaya devam etti.

Dalışa gidiyorduk çünkü… 

Hava güzel, güneş yakıcı olmasa da tepemizde ancak su, serindi.

Önce iki kişiyi sualtı ile tanıştırdım. Deneme dalışı yapan biri, hem de bu soğuk suda yapan biri bu kadar mı keyif alırdı? Bir kere olsun “üşüdüm” işareti vermeden, 25 dakikalık dalış bu kadar mı eğlenceli geçerdi? Evet, öyle oldu.

Başımızı suyun üstüne çıkardığımızda, sualtıyla az önce tanışmış olan James ve Elif sadece aşağıdaki gördüklerinden, bundan sonra psikoloğa gitmek yerine dalışa gitmekten, dinlendiriciliğinden, ne kadar keyifli olduğundan bahsediyordu…

Bildiğin delilerdi! 

Sualtına deli gibi aşık olmuşlardı ya da ?!

Tecrübeli arkadaşlar iki bot dalışı yaptılar. İlk bot geldiğinde “çok üşüdük, ikinciye gitmeyelim” gibi bir tepki bekliyordum onlardan.

Ne mi oldu? 

İçlerinden daha bir deli olanı (Öykü selam ; ) “bugün iki dalış kesmeyecek beni, üçüncü bota da gelebilir miyim?diye sordu. Ve gitti de.

İkinci dalışta, vücutlar soğuğa karşı koyma yetisini kaybetmişti.

Dalgıçlar suya kendilerini bıraktıklarında dudaklar morarmaya, vücutlar titremeye başlamıştı!

Ama bu çocuklar hala yüzeyden maskeleri yardımıyla aşağıyı izliyor, bottaki diğer arkadaşların da suya atlayıp, bir an önce dalışa başlamayı istiyorlardı.

Titreyen vücut, moraran dudak kendilerini yansıtmıyor, tutkularının önüne geçemiyordu.

Bu dalışı da keyifle bitirdik. Yüzeye geldiğimizde herkesin yüzü gülmeye, ama diğer taraftan da vücudu titremeye devam ediyordu.

Sualtı canlı mıydı? Görüş iyi miydi?

Bunlar sadece teferruattı bu dalgıçlar için. 

Önemli olan, suda olmaktı.

Mutluluk, gidilen yer değil, yolculuğun kendisidir” diyen yazar gibi.

SOĞUK SU BİZİ DURDURABİLİR Mİ? sorusuna en güzel cevap aşağıdaki fotoğrafla geldi.

Tarif edilebilecek bir durum değil bu. Bu, salt delilik! Ve ben deli insanları seviyorum. 

İlk aşkınızı, yaşadığınız o saf aşkı düşünün.

O’nu balkonunda bir kaç dakika görebilmek için yağmurun altında beklediğiniz, soğukta titrediğiniz ve dişlerinizin birbirine değmesinden çıkan sesi hatırlayın.

Bunlar ne kadar önemsizdi, değil mi? Önemli olan, O’nu görmek, mutlu olmaktı. Önemli olan, aşktı. 

Bu dalgıçlar, bunu hala yaşıyor. Bir erkek ya da kadına karşı değil, sualtına karşı aşkları ölümsüz. Bu aşk, yaşadıkları sürece onlarla yaşayacak.

 Sen de bu aşkı yaşayan delilerden misin?

Kış Aylarında Dalış Mı?

Bugün evden çıkarken fark ettim.

İzmir’de nefes alıp verirken ağızdan duman çıkıyorsa hava soğuktur derler.

Bugün hava (biz, İzmir’lilere göre) gayet soğuk.

Bisikletimle Bostanlı’daki dalış merkezinden içeriye girdim. Kendime acilen bir kahve yaptım. Can Hoca da donmuştu, O’na da yaptım. [Devamını oku…]

Stresten Uzaklaşmanın Islak Yolu

Bütün gün çalıştınız. Ofis hayatı zaten doğası gereği yeterince suni.

Okulda sınavlar, ödevler, projeler.

Bizlere toplumda biçilen değerler ve yerine getirilmesi istenen sorumluluklar? 

Hepsini topladığınızda bazen işin içinden çıkamıyor, hatta bazen haddinden fazla depresif olabiliyoruz.

Kendimizi ‘şarj etmemiz‘ gerekiyor. [Devamını oku…]

Makro & Geniş Açı Dalış

Fotoğraf çeken insanlar severler bu iki konsepti. Makro ve geniş açı.

Bir ahtapotun “dibinden” çekilmiş ve bu canlıyı normalden çok daha “büyük” görebilmenizi sağlayan bir fotoğrafa bakıyorsanız buna makro, ona doğru yüzen dalgıçlarla beraber görüntülenmiş olan bir batık fotoğrafına bakıyorsanız buna geniş açı fotoğraf deniyor. [Devamını oku…]

Öyle Bir Gezegen Düşünün Ki…

Öyle bir gezegen düşünün ki neredeyse tamamı sularla kaplı olsun. Bu gezegeni keşfetmek için bir denizaltına bindiğinizi ve derinliklerine inmeye başladığınızı hayal edin. James Cameron‘un ünlü sinema filmi Avatar‘da olduğu gibi milyonlarca canlının burada yaşadığını, derinlik arttıkça kendi elektriklerini üreten yaşam formları olduğunu gözünüzün önüne getirin. Küçük organizmalar, çok kollu canlılar, hatta yüzen memeliler! [Devamını oku…]

Neden Dalıyoruz?

Dalış yapmak, sadece dünyada değil, evrende yapacağınız en can alıcı aktivitelerden biridir. Bunu kolayca söyleyebilmemin farklı sebepleri var. İnsanlar, karada yaşamak için evrim geçirdi/yaratıldı (hangisini seviyorsanız). Biyolojik olarak bulunmamanız gereken bir ortamda bulunmamanız gerekir. Sadece bir astronot/kozmonot olarak uzayda, bazı ciddi irtifalarda –Everest‘e tırmanırken- ve suyun altında buna meydan okuyabilirsiniz. Bu meydan okuyuş, biyolojik olarak radikal bir duruşunuzun olması insanda ister istemez bir haz yaratır.

[Devamını oku…]

CLOSE
CLOSE
Pin It