Dalış “Kazaları” Gerçekten “Kaza” Mı?

Dahab - Blue Hole'de DalışDalış hastalıkları, dalış kazaları, vurgun, dekompresyon, azot narkozu, derinlik sarhoşluğu ve buna benzer bir çok negatif kavramla zaman zaman karşılaşıyoruz.

Dalışla alakası olmayan kimseler televizyonu açtığında, gazete sayfalarını çevirdiğinde “dalgıç sualtında vurgun yedi” haberleriyle karşılaşıyor. Zaten bir dalgıç herhangi bir sebeple kaza geçirdiğinde, ülkemiz basınında sadece “vurgun” olarak geçiyor.

75 yaşında bir dalgıç, bundan yıllar önce Marmaris’te dalışa giriyor, güzel bir dalış geçiriyor, güvenlik beklemesini yaptığı sırada kalp krizi geçiriyor ve hayatını kaybediyor. Otopsi raporu, bu ölümün dalışla hiç bir alakası olmadığını, aynı kişi o anda kaldırımda yürüseydi de bunun başına gelebileceğini söylese de basında yine “vurgun” olarak geçiyor.

Peki, bizler ne yapıyoruz? Dalış profesyonelleri? [Devamını oku…]

Deniz Tutmasını Önlemenin 8 Yolu

Dalgıçlar olarak hayatımızın bir kısmı teknelerde geçiyor.

Hatta bir dalış seyahatimizde suyun altından çok teknenin üzerinde zaman geçiriyoruz.

Kimimiz nadiren, kimimiz sıklıkla da olsa hepimiz deniz tutmasını tecrübe ediyoruz.

Peki bu deniz tutması nedir, neden kaynaklanır ve önleyebilmek için yapabileceğimiz bir şeyler var mıdır?

Image courtesy of esadaphorn / FreeDigitalPhotos.net

Image courtesy of esadaphorn / FreeDigitalPhotos.net

Deniz Tutması Nedir?

Deniz tutması, tıpkı yol tutması gibi bir devinim (hareket) rahatsızlığı (motion sickness) çeşididir. Genellikle dalgalı sularda ya da uzun deniz yolculuklarında gözlemlenir.

Belirtileri mide bulantısı, baş dönmesi, kusma ve kimi zaman soğuk terlemedir.

Bazı insanlar deniz tutmasının “alışılabilen” bir kavram olduğunu ve bunun sonucunda fazla deniz seyahati yapan kişilerde görülmeyeceğini söylerler.

Bu konuda kesin bir şey söylenemese de kimi insanların deniz tutmasına karşı daha hassas oldukları bir gerçek.

4000’in üzerinde dalışım olmasına ve hayatımı genellikle deniz ve teknelerde geçirmeme rağmen ben de nadiren de olsa deniz tutmasına yakalanıyorum. Bu nedenle deniz tutmasının tecrübeyle ortadan kalktığı konusunda şüphelerim var. Ancak denizcilikle içli dışlı olan insanların diğerlerine göre daha az hassas olduğu da yadsınamaz.

Deniz Tutması Neden Kaynaklanır?

Deniz tutmasının nedenini açıklayan popüler teorilerden biri, beyne ulaşan algısal girdilerin farklı olmasına dayanıyor.

Örnek olarak, bir dalış teknesindeyken gözleriniz cisimlerin sabit olduğunu “görüyor.” Alt güvertede bir şeyler içerken, ekipmanınızı kontrol ederken ya da teknenin içinde soyunma kabinindeyken gördüğünüz hiç bir şey hareket etmiyor.

Ancak aynı zamanda iç kulağınız teknenin hareketini hissediyor (bu nedenle özellikle dalgalı havalarda deniz tutmasına daha fazla yakalanıyoruz).

Gözlerimiz, beynimize sabit durduğumuzu, iç kulağımız ise hareket ettiğimizi söylüyor.

Beyin, halüsinasyon görmüş olduğumuzu, bunun da zehirlenmeden kaynaklanabileceğini düşünüyor ve bizi zehirleyen şeyden kurtulmamızı istiyor.

Yani deniz tutması, aslında bizim için endişelenen beynimizden kaynaklanıyor diyebilirim :)

Deniz Tutmasını Nasıl Önleyebiliriz?

Şimdi dönelim bu makalenin ana konusuna.

İyi güzel de bunu nasıl önleyeceğiz?

Bu konuda sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm 8 çözüm önerim var.

  1. Ufuk çizgisine bakın. Dışarı ve ileri doğru baktığınızda iç kulak ve göz arasındaki sinyal farkı minimize olacaktır. Çünkü bu şekilde gözleriniz, teknenin sallandığını hesaba katabiliyor.
  2. Beslenme şeklinizi değiştirin. Ne yemiş olduğunuz, teknedeki durumunuzu çok ciddi şekilde etkileyecektir. Yeşil elma, deniz tutmasına karşı iyi gelecektir. Aslında kola içmek de fosforik asit ve şeker barındırdığı için iyi gelebilir ancak dalışlarınızda sizi rahatsız edebileceği için bunu tavsiye etmiyorum. Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden hem dalış teknesinde, hem de dalıştan bir gece önce kesinlikle uzak durun. Tuzlu krakerler de yararlı tekne atıştırmalıklarındandır (böyle bir kelime var mıydı?:)
  3. Eğer içinizde tutamıyorsanız, bırakın gitsin! İstifra etmek, çok hoş bir tecrübe olmasa da belirtilerin ortadan kalkmasına ve rahatlamanıza yardımcı olur. Fakat bunu yaparken rüzgara dikkat edin. Eğer önünüzden esiyorsa arkanıza dönüp bunu yapın.
  4. Deniz bileklikleri kullanın. Bir çok eczanede bulabileceğiniz bu bilekliklerin, bilekteki bir akapunktur noktasını bulduğunu ve mide bulantısına iyi geldiğini söyleyenler son zamanlarda bir hayli artmış durumda.
  5. Skopolamin deri yaması kullanın. Doktorunuzun reçetesiyle satın alacağınız bu yamaları kulak altına yapıştırıyorsunuz. Uyuşukluğa sebebiyet veren yan etkileri olabileceği için doktorunuza dalış yapacağınızı söylemeyi unutmayın.
  6. Dalış sonrası (öncesinden bahsetmiyorum bile:) teknede alkol tüketmemeye çalışın. Alkol, sizi dehidre (su kaybı) edecek ve deniz tutmasına maruz kalma ihtimalinizi yükseltecektir.
  7. Müziğin sesi kapatıldığında sandalye kapma yarışı yapar gibi hareket etmeyin. Tercihen teknenin ortasında (ortada daha az hareket olacağı için) oturup ufuk çizgisine bakın. Mutfaktan gelen yemek kokusu ya da teknenin motorundan gelen mazot kokusundan uzakta bir sandalye seçin.
  8. Bol temiz hava alabileceğiniz bir yere oturun ve kendinizi kasmayın. Rahatlayın… Deniz tutmasından etkilenmiş olan diğer insanlardan uzak durun.

Bunlardan farklı bir öneriniz varsa lütfen aşağıya yorum bırakın, hepimiz öğrenelim. 

Mide bulantısız, baş dönmesiz dalışlar diliyorum :)))

Dalışın Altın Kuralı

10 metredesiniz. Paletleriniz dibe değiyor, ayaklarınızın üzerinde duruyorsunuz.

Elinizde bir balon var. 

Balon

“Image courtesy of artur84 / FreeDigitalPhotos.net”.

Balonu yedek hava kaynağınız ile şişirip, ağzını hava kaçırmayacak şekilde sıkıca bağlıyorsunuz.

Yedek hava kaynağınız yardımıyla balonun içine 1 litre hava bastığınızı düşünelim.

Balon, artık içinde hava olduğu için yüzeye çıkmak istiyor.

Parmaklarınızın ucuyla tuttuğunuz balonu bırakıyor ve arkasından bakıyorsunuz.  Balon, yüzeye doğru hareket etmeye başlıyor.

Soru şu … 

“Balon yüzeye ulaştığında ne gibi bir değişime uğrayacak?” [Devamını oku…]

Vurgun Nedir?

Halk arasında vurgun olarak da bilinen ‘dekompresyon hastalığı,‘ bilinenin aksine sadece dalışta gerçekleşmez.

Belgelenmiş olan ilk dekompresyon vakası 1841 yılında bir madende ortaya çıktı. Suyu dışarı vakumlamak için yüksek basınçlı maden kuyularında çalışan maden işçileri, ağrı ve kramplardan şikayet ediyorlardı. [Devamını oku…]

CLOSE
CLOSE
Pin It