Stresten Uzaklaşmanın Islak Yolu

Bütün gün çalıştınız. Ofis hayatı zaten doğası gereği yeterince suni.

Okulda sınavlar, ödevler, projeler.

Bizlere toplumda biçilen değerler ve yerine getirilmesi istenen sorumluluklar? 

Hepsini topladığınızda bazen işin içinden çıkamıyor, hatta bazen haddinden fazla depresif olabiliyoruz.

Kendimizi ‘şarj etmemiz‘ gerekiyor.

Eğer bunu yapmazsak, stres kısır döngüsünün içine girmiş olan milyonlarca insandan biri oluyoruz.

Bu, bizleri mutsuzluğa doğru sürüklüyor.

Tanıdık mı geldi?

Malesef özellikle büyük şehirlerde yaşayan herkesin yaşadığı bir durum bu.

Sorunun ne olduğunu hepimiz anladık, zaten biliyorduk.

Peki çözüm ne?

Çözüm aslında basit. Az önce de bahsettiğim gibi kendimizi ‘şarj etmek.’

Avatar’ın Ortasında

James Cameron’un ünlü filmini bilmeyen yoktur.

Jake Sully karakteri, avatarıyla bu gizemli dünyaya ayak bastığında bizlere ne kadar huzur verici gelmişti?

Renklerin ahengi, canlıların birbiriyle uyumu…

Ünlü yönetmen, Avatar filminde sualtı teması kullandı, derin denizlerdeki (özellikle kendi ışıklarını üretebilen) canlılardan ilham aldı.

Bir deniz aşığı olan James Cameron, bir denizaltı ile dünyanın en derin noktası olan Pasifik Okyanusu’ndaki Mariana Çukuru’na indi. Bu dalış ile ilgili aşağıdaki kısa videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum.

Avatar’da karşılaştığınız ve özlemini çektiğiniz huzur, suyun altından ithal edildi.

Oluştuğumuz Yere Dönüş

Hepimiz aslında suyun içinde geliştik.

Anne karnındayken sıvı içinde huzur ve güven içinde dışarıya çıkmayı bekledik.

İnsan, dünyaya sudan geldi.

Bazı doğumların suda yapıldığını, sudaki bebeklerin hiç rahatsız olmadan havuz benzeri ortamlarda hareket ettiğini hepimiz biliyoruz.

Suyun bizler için anlamı büyük. Sıvı içerisinde huzurla yaşadığımız o günleri hatırlamasak da suyun bize bugün verdiği sakinliği çok iyi biliyoruz.

İnsanoğlu, suyla bütünleştiğinde, anne karnında geçirdiği zamanlara geri dönüyor.

Şalterler Kapanıyor

Dalış yaptığınızda, hiç bir şey düşünmezsiniz. Aslında bakarsanız, düşünemezsiniz.

Çevrenizdeki canlılar, derin ve yavaş soluduğunuz hava, ekipmanınız, sudaki renkler, güneş ışığının yansıması…

Bütün bunlar size hiç bir şey düşünme fırsatını vermez. 

Ne pazartesi günü müdürünüz size hatırlatmadan önce acilen hazırlamanız gereken rapor, ne evinizin geciktirdiğiniz kirası ne de dünden beri aramasını beklediğiniz ama telefonunuzu suskun bırakan kişiler.

Aklınızda hiç bir şey yer alamaz.

Meditasyon?

Evet. Tam olarak bahsettiğim bu.

Suda, bir nevi meditasyon yaparsınız. Dalışlarımda, gözlerimi kapatıp bir kaç saniyeliğine sessizliği dinlediğim çok zaman olmuştur.

Kesin Sesinizi!

Çoğunlukla içimizden sarfettiğimiz bu cümleyi sualtında söylemenize gerek kalmaz.

Çünkü suyun altında hiç ses yoktur. Dalgıçlar konuşamaz. 

Çok nadir durumlar haricinde (dalışlarında yunus ve balinalarla karşılacak kadar şanslı olmayanlar) sessiz bir dalış geçirirsiniz.

Korna yoktur, cep telefonu yoktur, her şeyi nasıl yapmanız gerektiğini söyleyen kimse yoktur.

Doğaya Yakın Olmak

Bir ahtopotun düşmanlarından saklanabilmek için uyguladığı kamuflaj, beslenen bir gün balığı, dev bir orfozun (şanslıysanız, kimse vurmamışsa) ağır ancak güçlü hareketleri, fazla yaklaştığınız bir mürekkep balığının sizi uyarmak için püskürttüğü mürekkep.

Örnekler çoğaltılabilir.

Doğaya yakın olmak, iki canlının birbirleriyle, sizinle ve/veya doğayla etkileşimi bizleri stresimizden arındırabilmeyi başaran öğelerden biridir. 

O zaman?

Bu hafta sonu bir deneme dalışı yapın. Hangi şehirde olursanız olun, Google’a ‘bulunuduğunuz şehir+dalış merkezi‘ yazın, çıkan sonuçlara göz atın.

O dalış merkezine ulaşarak en azından dalışı bir kere deneyin.

Deneme dalışının ne olduğu hakkında bilgi edinmek için Deneme Dalışı sayfasına göz atın.

Stresinizin azaldığını, rahatladığınızı hissedecek, devam etmek isteyeceksiniz.

Dalgıç arkadaşlar, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Fikrini söyle

*

CLOSE
CLOSE
Pin It