Kızıldeniz Dalış Günlüğü 2

Saat 22:00.

İzmir Adnan Menderes Hava Alanı’ndan İstanbul Atatürk Hava Alanı’na doğru yola çıktık.

Heyecan başladı…

Türk Hava Yolları’nın hizmeti kusursuz.

Daha önce binmediğim dev bir Boeing bizi İstanbul’a ulaştırıyor.

Saat 23:00.

Sharm El Sheikh uçuşu saat 02:00’de.

Önceden on-line check-in yapmamızın faydasıyla sadece uçuş kartımızı alarak uçağımıza biniyoruz.

Teker dönüyor, uçak hızlanıyor…

Heyecan daha da artıyor.

İstanbul-Sharm El Sheikh uçuşu 2 saat 25 dakika sürüyor.

Uçakta yaptığımız kahvaltı, Türk yemeklerine veda ettiğimiz an…

Tekerlerin yere değmesiyle uykudan uyanıyorum, güneş yavaş yavaş penceremin camında doğuyor.

Nihayet Sharm El Sheikh’teyiz!

Saat 04:30.

Misira UlasimKüçük bir havaalanı karşılıyor bizi.

Mısırlı görevliler her yerde.

Ülkeye giriş için gerekli olan vize kontrolünde duvar gibi suratlarla karşılaşıyoruz.

Nerden çıktı bunlar, gecenin bu saatinde!” der gibi bir halleri var.

Kaşe nihayet pasaportuma değiyor.

Bavulumuzu alıyoruz.

Tam dışarı çıkacakken biri arkamdan bağırıyor: Pasaport !!!

Havaalanı çıkışına oturup sağ ayağını sol dizine dayamış olan bir adam oturduğu yerden haykırıyor.

Bir kez daha pasaport kontrolü yapılıyor.

Saat 05:00.

Bizi karşılamaya gelen Husein, Türk misafirperverliğine benzeyen bir tavırla bize yaklaşıyor.

Camel Dive?

– Yes.

O’nu izliyoruz. Bir minibüs bizi bekliyor ve beş kişilik grubumuzu alıp yola koyuluyor.

Yollar geniş, ışıklandırma muazzam.

Otele geliyoruz, ayakta uyurken bize verilen belgeleri dolduruyoruz. Hemen odalarımızın yolunu tutuyoruz.

Resepsiyondaki arkadaş saat 08:00’de otelin içinde bulunan dalış merkezinin önünde olmamız gerektiğini söylüyor.

Saat 06:30.

Kendimizi odalarımıza atıyoruz ve hiç bir şeye dokunmadan, üzerimizdekileri dahi çıkarmadan yatağa atlıyoruz.

Bir saat sonra telefon çalıyor. Ahizeyi kaldırdığımda Türkçe konuşan biri çıkıyor karşıma… Dalış merkezinin önüne gelmemizi söylüyor.

Uyanıp dalış ekipmanımızın olduğu çantayı alıp çıkıyoruz.Kizildenizde Mercanlar

Bir saatlik uyku ve açlık var, ama dalış heyecanımız ikisini de bastırmaya yetiyor.

Kahvaltı salonuna girip bir iki lokmalık kahvaltımızı yaptıktan sonra dalış merkezinin önüne geliyoruz.

Kalabalık…

Herkes dalış yapmayı bekliyor.

Bize birer tane plastik kasa veriyorlar, bildiğiniz ekmek kasası.

İçine dalış ekipmanımızı yerleştiriyoruz. Ekipman çantamızı koşa koşa odamıza bırakıp geliyor ve yola çıkıyoruz.

Camel Otel’den dalış teknesi yürüme mesafesinde.

10 dakikalık bir “ayakta uyumalı” yürüyüşten sonra teknemize biniyoruz.

Sonunda Kızıldeniz’in üzerindeyiz!

Sistem harika!

Az önce içine ekipmanımızı koyup verdiğimiz kasalarımız teknedeki oturakların altında. Üzerlerinde isimlerimiz yazılı.

Dalışlar, uygun eğitiminiz varsa nitrox ile yapılıyor.

Yavaş yavaş ekipmanımızı yapmaya başlıyoruz.

Analizör ile nitrox tüplerimizi denetleyip scubamızı hazırlıyoruz.

Teknenin üst katından biri aşağıya doğru bağırıyor:

BRIEFINGGGGGG!

Sabah odamızı arayıp bizimle Türkçe konuşan kişinin bize brifing verecek olan Deniz olduğunu anlıyoruz.

Deniz, Türk bir ailenin kızı.

Ancak Londra’da doğup büyümüş.

Londra’da muhasebecilik yaparken bir gün Mısır’a gelip dalış yapmış, bir daha da gitmemiş.

Eğitmen olup Mısır’da kalmış.

Brifing, detaylı bir dalış bölgesi resmi üzerinden anlatılıyor.

Dalış bölgesinin tarihi, sıcaklık, sualtı canlıları ve hangi noktada güvenlik beklemesi yapılacağı gibi bir çok konuya ve ayrıntıya değiniyor.

Big Eye FishDalacağımız noktanın adı Ras Bob.

Genellikle dalış noktalarının başında “Ras” yer alıyor. Ras, Türkçede “kafa” demek. Biz nasıl “Fener Burnu” diyorsak onlar aynı noktaya “Fener Kafası” diyorlar.

Ras Bob, muazzam mercanlardan oluşan bir dalış noktası.

Kızıldeniz’de daha önce dalış yapmış birinin pek de ilgisini çekecek bir yer değil aslında.

Sonradan bu noktada bir deneme yapılacağını öğreniyorum.

Yüzerliğe, hareketlerinize, kısacası nasıl dalış yaptığınıza göz atıyorlar.

Ancak bu elinde kalem, not veren bir öğretmen kıvamında değil, çok naif bir şekilde yapılıyor.

Dev Adıııııııım! Ve sudayım.

Maskeme tükürüp temizledikten sonra yüzeyden aşağıya doğru bakıyorum.

Harika!!!

Belgesellerde gördüğüm, bloglarımda öneminden, neden korunması gerektiğinden bahsettiğim mercan resiflerini görüyorum. Yüzlerce yılda bu hale gelen o kayalıklar dinlemeyi bilene çok şey anlatıyor.

BC’min içindeki havayı boşaltıyorum ve dalış başlıyor.

Rengarenk yumuşak ve sert mercanlar beni hayrete düşürüyor.

Dışarıda ne olduğu onları ilgilendirmiyor, hatta bizi de umursamıyor, başka gezegende yaşıyor gibiler.

Beş metreden 10 metreye doğru yavaş yavaş sallanırken konsolumu tutuyorum, yedek hava kaynağımı göğsümdeki klipse kilitliyorum. Paletlerimin ucunun dahi bu güzel mercanlara değmemesi için elimden geleni yapıyorum. Hiç bir ekipmanımın bu güzelliklere değerek zarar görmesini istemiyorum.

Bir anemon görüyorum. Akıntıda bir aşağı bir yukarı doğru sallanıyor.Anemon Baliklari

Üzerinde yaşayan iki adet Anemon Balığı (Palyaço Balığı – Amphiprion ocellaris) görüyorum. Kendilerini Kayıp Balık Nemo’dan tanıyoruz :)

Buddyme bu güzellikleri gösteriyorum. Gerçekten çok şirinler.

Çift halinde gördüğüm bu anemon balıklarından erkek olan önce bana doğru hızla yüzüyor! Boyuna posuna bakmadan beni tehdit ediyor :) Aslında bu bir blöf. Bir kaç dakika daha kaçmadan durduğumu görünce koşa koşa gidip anemonun güvenli kollarının arasına gizleniyor.

Onları daha fazla rahatsız etmeden uzaklaşıyorum.

O anda aklıma nereden geldiğini bilmiyorum ama içimdeki ses şöyle diyor:

Deniz akvaryumlarında esir tutulan tüm o anemon balıkları burada olmalı, cam kafesler ardında değil!

Bir kaç palet sonra Kayıp Balık Nemo’daki başka bir karakter oyuncusunu görüyorum: Banner Fish (Heniochus diphreutes). Burası yıldızlar geçidi gibi :)

Yaklaşık bir saatlik (yaşasın nitrox:) dip zamanından sonra yüzeye geliyoruz.

Dalış liderimiz Deniz’e “muhteşemdi!!” diyorum, “bu daha hiç bir şey” diyor…

Tekneye geri geliyoruz.

Banner FishKızıldeniz’de çoğu zaman deniz dalgalı, hava rüzgarlı.

Bu nedenle yüzeye çıktığınızda tekneden bir akıntı ipi atılıyor, kendinizi tekneye doğru çekiyorsunuz.

Teknede yorgunluğumuz, uykusuzluğumuz, açlığımız bitiveriyor.

Hemen ikinci dalış için tüplerimizi değiştiriyoruz.

Çok geçmeden yukarıdan bir ses bizi yine brifing için yukarı kata çağırıyor.

İkinci dalış noktamızın adı Middle Garden.

Çok geçmeden kendimizi yine bu tuzlu sulara bırakıyoruz.

Görüş 25 metreden fazla.

Aşağısı gerçekten bir bahçeyi andırıyor.

Onlarca renkli küçük balık, mercan resifinin üzerinde dans ediyor.

Bizi iri gözleriyle bir Big Eye Fish (Heteropriacanthus cruentatus) karşılıyor…

Her zaman hayret dolu gözlerle bakan bu güzel balığı Kızıldeniz’in bir çok dalış noktasında görebilirsiniz.

Bu balığı izlerken liderimiz uzakları işaret ediyor.

İlk etapta neyi gösterdiğini anlayamıyorum çünkü her yer rengarenk.Napolyon Balığı

Sonradan önümüzden yüzüp geçen büyük bir Napolyon Balığını (Humphead wrasse – Cheilinus undulatus) görüyorum. Bu balık, dünyada “endangered,” yani nesli tükenmekte olan türler arasında.

Bize selam verip derinlere doğru süzülüyor…

En fazla 25 metreye indiğimiz bu dalışın sonunda yine yüzeydeyiz.

Her zaman “Hayat, dalıştır. Geriye kalan her şey yüzey bekleme zamanıdır” derim.

Kızıldeniz’de bu daha da gerçekçi bir hal alıyor.

Dalışlar bugün için bitiyor.

Ekipmanımızı demonte edip, tekrar kasalara dolduruyoruz.

Kasalar, ertesi gün yapacağımız dalışlar için teknede kalıyor. Başka bir tekneyle açılacaksak bizim haberimiz bile olmadan akşam o tekneye transfer ediliyor.

Nispeten bizim damak tadımıza uygun bir öğle yemeği yiyoruz.

Türkiye’de dalışlarımın çok büyük bir çoğunluğunu zodiaclarda yaptığım için teknede öğle yemeği yemek çok keyifli geliyor.

Tekne demir alıp limana doğru yola çıkıyor” demek geliyor içimden ama Kızıldeniz’de tekneler ne demir atıyor, ne de demir alıyor.

Çünkü bilinç var. Yüzyıllar içinde büyüyen mercanları tek bir çapayla parçalamak istemiyorlar.

MercanlarOnlarca teknenin her gün mercanları katlettiğini düşünün…

Bu nedenle zamanında mercan bulunmayan boşluklara tonozlar (çok ağır beton bloklar) atılmış. Bu tonozlara bağlanmış kalın halatlar mevcut ve bu halatlar yüzeye doğru uzanıyor.

Tonoz noktasına gelen tekneler, sabit durabilmek amacıyla kendi halatlarını tonoz halatlarına bağlıyorlar.

Tecrübeli kaptanımız Mohammed bizi limana geri getiriyor.

Saat 17:00

Yine yürüyerek otelimize ulaşıyoruz.

Yorgunluktan adım atacak halimiz kalmadığı için duş bile almadan tuzlu tuzlu kendimizi yataklarımıza bırakıyoruz.

Bir kaç saat uyumak iyi geliyor hepimize…

Akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz.

Sharm El Sheikh’teki McDonalds’a gidip nispeten tanıdık gelen şeyler yemek istiyoruz.

McDonalds’tan içeri girdiğinizde yoğun bir koku sizi karşılıyor.

Ancak açlık insana kokuyu unutturuyor.

Tat, fena değil. En azından afiyetle yenilebiliyor.

Sonrasında, Camel Otel’in hemen üzerinde yer alan Camel Roof’a çıkıp birer bira içiyoruz.

Yorgunluk atmak için harika bir nokta!

Bir kaç saatlik uykuya rağmen yorgunluk baş göstermeye devam ediyor.

Otel odamıza geri dönüp bir gün sonraki gün Tiran’da yapacağımız dalışlar için enerji toplamak adına derin bir uykuya dalıyoruz.

Fotoğraflar: Deniz ÖZÇELİK

Fikrini söyle

*

CLOSE
CLOSE
Pin It