Hepiniz Delisiniz!

Geçtiğimiz hafta pazar günü İzmir Ekonomi Üniversitesi Sualtı Kulübü, kısaca Deco ile dalıştaydım.

Uzun süredir (4 ay) hiç birimiz suya girmemiştik ve heyecan doruktaydı. Öğrencilerimin “hadi artık dalalım!” çığlıklarına daha fazla karşı koyamadım.

Kasım-Aralık aylarından beri, hava ve suyun soğuk olmasından dolayı dalışları ertelemeyi seçmiştim. Rüzgarlı bir kış geçirdiğimiz için zaten hava muhalefeti de benimle aynı görüşteydi.

Şimdi bunların hepsi geride kalmış, İzmir-Çeşme otobanından 20 kişiyi aşkın Deco ile yola koyulmuştuk. 

Sanki girilecek su hiç soğuk olmayacakmış, kimse bir nebze olsun üşümeyecekmiş gibi değişik bir neşe vardı minibüsümüzde.

Balıklıoava’daki geleneksel noktadaki kahvaltımız, boyozumuz, çayımız derken araçtaki neşe katlanarak artmaya devam etti.

Dalışa gidiyorduk çünkü… 

Hava güzel, güneş yakıcı olmasa da tepemizde ancak su, serindi.

Önce iki kişiyi sualtı ile tanıştırdım. Deneme dalışı yapan biri, hem de bu soğuk suda yapan biri bu kadar mı keyif alırdı? Bir kere olsun “üşüdüm” işareti vermeden, 25 dakikalık dalış bu kadar mı eğlenceli geçerdi? Evet, öyle oldu.

Başımızı suyun üstüne çıkardığımızda, sualtıyla az önce tanışmış olan James ve Elif sadece aşağıdaki gördüklerinden, bundan sonra psikoloğa gitmek yerine dalışa gitmekten, dinlendiriciliğinden, ne kadar keyifli olduğundan bahsediyordu…

Bildiğin delilerdi! 

Sualtına deli gibi aşık olmuşlardı ya da ?!

Tecrübeli arkadaşlar iki bot dalışı yaptılar. İlk bot geldiğinde “çok üşüdük, ikinciye gitmeyelim” gibi bir tepki bekliyordum onlardan.

Ne mi oldu? 

İçlerinden daha bir deli olanı (Öykü selam ; ) “bugün iki dalış kesmeyecek beni, üçüncü bota da gelebilir miyim?diye sordu. Ve gitti de.

İkinci dalışta, vücutlar soğuğa karşı koyma yetisini kaybetmişti.

Dalgıçlar suya kendilerini bıraktıklarında dudaklar morarmaya, vücutlar titremeye başlamıştı!

Ama bu çocuklar hala yüzeyden maskeleri yardımıyla aşağıyı izliyor, bottaki diğer arkadaşların da suya atlayıp, bir an önce dalışa başlamayı istiyorlardı.

Titreyen vücut, moraran dudak kendilerini yansıtmıyor, tutkularının önüne geçemiyordu.

Bu dalışı da keyifle bitirdik. Yüzeye geldiğimizde herkesin yüzü gülmeye, ama diğer taraftan da vücudu titremeye devam ediyordu.

Sualtı canlı mıydı? Görüş iyi miydi?

Bunlar sadece teferruattı bu dalgıçlar için. 

Önemli olan, suda olmaktı.

Mutluluk, gidilen yer değil, yolculuğun kendisidir” diyen yazar gibi.

SOĞUK SU BİZİ DURDURABİLİR Mİ? sorusuna en güzel cevap aşağıdaki fotoğrafla geldi.

Tarif edilebilecek bir durum değil bu. Bu, salt delilik! Ve ben deli insanları seviyorum. 

İlk aşkınızı, yaşadığınız o saf aşkı düşünün.

O’nu balkonunda bir kaç dakika görebilmek için yağmurun altında beklediğiniz, soğukta titrediğiniz ve dişlerinizin birbirine değmesinden çıkan sesi hatırlayın.

Bunlar ne kadar önemsizdi, değil mi? Önemli olan, O’nu görmek, mutlu olmaktı. Önemli olan, aşktı. 

Bu dalgıçlar, bunu hala yaşıyor. Bir erkek ya da kadına karşı değil, sualtına karşı aşkları ölümsüz. Bu aşk, yaşadıkları sürece onlarla yaşayacak.

 Sen de bu aşkı yaşayan delilerden misin?

Fikrini söyle

*

CLOSE
CLOSE
Pin It