Dalış “Kazaları” Gerçekten “Kaza” Mı?

Dahab - Blue Hole'de DalışDalış hastalıkları, dalış kazaları, vurgun, dekompresyon, azot narkozu, derinlik sarhoşluğu ve buna benzer bir çok negatif kavramla zaman zaman karşılaşıyoruz.

Dalışla alakası olmayan kimseler televizyonu açtığında, gazete sayfalarını çevirdiğinde “dalgıç sualtında vurgun yedi” haberleriyle karşılaşıyor. Zaten bir dalgıç herhangi bir sebeple kaza geçirdiğinde, ülkemiz basınında sadece “vurgun” olarak geçiyor.

75 yaşında bir dalgıç, bundan yıllar önce Marmaris’te dalışa giriyor, güzel bir dalış geçiriyor, güvenlik beklemesini yaptığı sırada kalp krizi geçiriyor ve hayatını kaybediyor. Otopsi raporu, bu ölümün dalışla hiç bir alakası olmadığını, aynı kişi o anda kaldırımda yürüseydi de bunun başına gelebileceğini söylese de basında yine “vurgun” olarak geçiyor.

Peki, bizler ne yapıyoruz? Dalış profesyonelleri?

Gazetesini okuyan, televizyonunu açan Ahmet Amca buna “vurgun” diyor, biz de en fazla biraz daha teknik konuşup “dekompresyon” diyoruz, derinlik sarhoşluğu yerine “azot narkozu” diyoruz, diyoruz da diyoruz.

Herhangi bir dalış kazasının ardından, az önce eleştirdiğim basından çok daha saçma mantık yürütüyoruz, kulaktan dolma bilgilerle anlattıkça anlatıyoruz. “Öyle bir durumda şöyle yapacaksın, böyle edeceksin” diye anlatıyoruz millete…


Neyse ki ülkemizde dalış kazaları çok sık gerçekleşen bir konu değil. Ha bu nasıl oluyor, ben inanmakta Dalışta Ön Yargı: Maliyetgüçlük çekiyorum, bu kadar zayıf eğitim veren dalış merkezi ve eğitmen varken, daha eğitmenler “söylediğimi yap, yaptığımı yapma” edasında ders anlatırken, dalış öncesi brifingde “aşağıda havası biten bassın BC’sine yüzeye fırlasın” diyebiliyorken nasıl bu kadar az dalış kazası oluyor, bilmiyorum. Ama neyse ki az oluyor. 

Sanırım bu da güzel ülkemizde, nüfusa oranla aktif dalgıcın diğer Avrupa ülkelerine göre çok az olmasından kaynaklanıyor. Örneğin yaklaşık aynı nüfusa sahip olduğumuz Almanya kadar aktif dalgıç oranına sahi olsaydık, sanırım o zaman dalış kazası sayısı da bundan kat kat fazla olacaktı.

Ne diyelim şimdi, iyi ki bu ülkede insanlar dalmıyor mu? Hayır, bu mizacımıza ters, baksanıza sitenin adı zaten dalalim.com.


Peki bu başlığı neden attın hoca derseniz, sadede geliyorum.

Arkadaşlar, kaza diye bir şey yoktur. Ben, buna inanırım.

Bu yazıyı okuyup araba kullananlar bana hak verecektir diye düşünüyorum.

Kazalar” ya dikkatsizlikten, ya hız sınırına uymayan süratlerle araba kullamaktan, ya da trafik işaretlerine dikkat etmemekten, tabiri caiz ise “takmamaktan” kaynaklanır (kırmızıda geçmek gibi). Yolda giden arabanın frenleri tutmayıp, bir anda trafiğin içine güüüüüm diye dalarsa? Bu da ihmale girer arkadaşlar; aracınızın bakımını doğru düzgün bir yere, zamanında yaptırmak sizin sorumluluğunuzdadır.

Gelelim dalışa. 

Dalış kazalarının 5 sebebi vardır:

  1. Dalış limitlerine uymamak (dalış bilgisayarı ve artık kullanan pek kalmadı ama dalış tablolarındaki limitler)
  2. Yetersiz donanım ile dalış yapmak (yedek hava kaynağı yok, derinlik göstergesi bir gösteriyor, bir göstermiyor, BC küçük, bu yüzden ne kadar hava basarsan bas nötr yüzerliğe ulaştırmıyor vs. Bir de bunlara ek olarak TecRec yani teknik dalış donanımı gerektiren derinliklere, cahilce sportif dalış ekipmanıyla inmek, üstüne bir de “ama yanımıza her ihitmale karşı oksijen tüpü de aldık” demek)
  3. Rehavet (ben bilmem ne sisteminde dalış eğitmeniyim, ne dalışlar gördük beeee, bu dalış vız gelir)
  4. Daha derine inme arzusu (ben geçen sene arkadaşımla 75 metreye indim, hem de kuru hava ile! -aferin-)
  5. Yetersiz eğitim

Son maddeyi, öneminden dolayı biraz açmak istiyorum.


Dekompresyon Hastalığı (Vurgun)Türkiye’de malesef dalış eğitimi kalitesi çok düşük. Bir kaç tane işini iyi yapan, standartlara uyan, iyi ekipman kullanan saygın dalış merkezi dışında durum böyle.

Bunun da iki sebebi var:

  1. Eğitmen kalitesi: Eğitmen daha kendi maskesini dört dörtlük çıkarıp takamazken, bunu öğrencisinden nasıl isteyebilir? Ya da konuya yatkın bir öğrencinin “hocam Nitrox nedir, ne işe yarar, duyuyorum hep sağdan soldan ama ne olduğunu bilmiyorum?” sorusunun cevabını daha kendisi tam olarak bilmiyorsa, O da öğrencisi gibi sağdan soldan duyduysa, ne kadar verimli ders anlatabilir?
  2. Maliyet: Standartları takip etmek ve uymak, bir dalış merkezi için zordur arkadaşlar. Zordur ve maliyetlidir. Kullanılan ekipmanın iyi olması, kompresörün kaliteli ve elektrikli olması, eğitmenlerin yukarıda anlattığım gibi değil, hem teoride hem de suda bilgili ve tecrübeli olması maliyetleri oldukça yükseltir. Zaten dalış merkezlerinin aidatları, yetki belgeleri, teknelerin/botların vergisi, algısı, denize uygunluk belgesi, kaptanı ıvırı zıvırı derken (amortismanı saymadım bile) oldukça yüklü bir maliyet var, bir de kaliteye ayıracak ne bütçe ne de malesef vizyon kalıyor.

Bu nedenle dalışa başlayacak biri piyasaya kafasını soktuğunda bir tarafta 3 liraya, yan sokakta 7 liraya kurs fiyatı ile karşılaşıyor. Tabi yukarıda anlattıklarımdan habersiz haliyle.

Ya da kaliteli eğitim veren, donanımlı eğitmenlere sahip bir dalış merkezinde eğitim alan bir kişi, iki ay sonra bir bakıyorsunuz, “ucuzcu” dalış merkezinde.

Ne olacak ki?” diyor öğrencimiz.

Dalış, aynı dalış. 

Deniz, aynı deniz. 

Bir kaç sezon sonra kötü bir haber alıyorsunuz…

Ve dünyanız kararıyor.

İçinizden geçiriyorsunuz…

Ne yaptın sen çocuk?

Fikrini söyle

*

CLOSE
CLOSE
Pin It