Denizle Yaşamak

Ben, denizle doğarım…

Baktığım şeylerin yıldızlar olmasını sevmem.

Mavi olmasını severim.

Günün birinde orada olmak istiyorum” demem.

Üç beş ekipman alırım sırtıma.

Orada olurum. [Devamını oku…]

Röportaj: Engelleri Aşan Dünya Rekortmeni Ufuk Koçak

Dalalim.com’da daha önce Ufuk Koçak’tan bahsetmiştik.

Türkiye’nin ilk engelli dalış eğitmeni olan Koçak, geçtiğimiz haftalarda Kaş’ta kendi kategorisinde bir dünya rekoruna adını yazdırmayı başarmıştı (rekor haberi için tıklayın).

Ufuk, çok heyecanlı, gerçekten “engelleri aşan” biri. Bu heyecanını sadece kendi içinde yaşamıyor, dünyadaki herkesle paylaşıyor.

Lafı çok uzatmadan sizlere sevgili Ufuk Koçak ile yaptığım röportajı sunuyorum. [Devamını oku…]

Nitrox: Zengin Havanın Hali Başkadır

Nitrox.

Bu kelimeyi mutlaka duymuşsunuzdur. Dalış merkezinde konuşan dalgıçlardan, dalış dergilerinden, belgesellerden…

Araba modifiye tutkunları da kendine pay çıkarır bu kelimeyi duyunca.. Nitro !

Ama bizimki dalışla alakalı, biraz farklı.

Enriched Air Nitrox diye geçer esasen literatürde. Yani Zenginleştirilmiş Hava ! 

Zenginleştirilmiş … Nasıl yani?

Daha derine mi gidilir bu Nitroxla, hava mıdır sadece, yoksa farklı gazlar da var mıdır içinde, dip zamanımı nı arttırır?!

Genelde Nitrox denilince hemen her dalgıcın bir fikri vardır ama net değildir.

Bugün bunu netleştirelim istedim.

Buyrun…

[Devamını oku…]

Dalgıçlar Birleşmeli

Dalalim.com haricinde İngilizce içerikli Dive With Seaman isimli bir blogum daha var. Dive With Seaman‘da da burada olduğu gibi dalgıçlara ve dalgıç adaylarına elimden geldiğince tavsiyeler vermeye, dalış konusundaki tecrübelerimi aktarmaya çalışıyorum.

Dalışta Ön Yargı: RiskBu sayede dünyanın dört bir yanından dalgıçlarla tanıştım. Farklı kültür, dil ve renkten dalgıçların bir araya geldiği forumlarda paylaşımlar yaptım.

Tecrübelisinden başlangıç seviyesindeki dalgıçlara kadar hepsi bir tek şeyin peşinde: dalış konusunda kişisel gelişim.

Sertifika seviyesi, dalış sayısı, dalış merkezi, dalış acentesi (PADI, CMAS, SSI, NAUI vb) fark etmeksizin tüm dalgıçlar paylaşımlar yapıyor, merak ettiklerini soruyor, öğrenmeye çalışıyor.

Bizde durum farklı.

1996 yılından beri Türkiye’deki hemen hemen tüm dalış noktalarına dalış yaptım, her bölgedeki dalış merkezlerini tanımaya çalıştım.

Yıllarca e-mail gruplarında yazılıp çizilenleri okudum.

Facebook çıktı. Buradaki grup ve sayfaları halen günlük şekilde takip etmeye çalışıyorum.

Onlarca eğitmen, dalış profesyoneli ve yüzlerce dalgıçla iç içeyim.

Ne yazık ki dalış ve dalgıçlık hakkında konuşmak, bir araya gelmek yerine rekabet var.

Rekabet tabi ki olacaktır ve sektörün gelişmesini sağlar.

Ancak bizdeki rekabet biraz farklı.

Karalama, dedikodu ve bir birini sektörden düşürme çabasına dönüşmüş durumda.

Tabi istisnaların kaideyi bozmayacağını söylememe gerek yok.

Sadece dalış merkezleri arasında değil, aynı karalama eğitmenler arasında da var.

O’nun eğitmenliği şöyle kötü, şu şunu dedi, bu böyle eğitim verdi” diye uzayıp giden bir liste var.

Aslına bakarsanız bu bir vizyon yetersizliği.

Dalış sporunun yapısı gereği dalış merkezleri ve eğitmenler birbirlerinin rakibi değildir!Neden Dalıyoruz?

Bir dalgıç bugün yandaki tekneyle dalıyorsa, haftaya sizinle dalacak, farklı şeyler görmek, yeni insanlarla tanışmak isteyecektir.

Bir dalgıç adayı bugün giriş seviyesini A eğitmeninden alıyorsa ilerleyen eğitimlerini sizinle beraber yapabilir.

Ortaya bir “Türk dalgıcı” kimliği çıkarılmak isteniyorsa, birden çok dalış merkezi ve eğitmen tarafından harmanlanarak farklı şeyler katılmış bir dalgıç yetiştirilmiş olmalıdır.

Her dalış merkezi ve eğitmen bu vizyona sahip olduğunda Türkiye’deki dalgıç sayısı artacak, daha iyi, donanımlı dalgıçlar yetiştirilecektir.

Bu, herkesi yararına olacaktır.

Farklı yerlerde dalın, gittiğiniz yere has uzmanlıkları alın. Her bir eğitmen, her bir dalış merkezi sizlere farklı şeyler katacaktır.

Maalesef Türkiye’deki sorun sadece bu değil.

Dalgıçların arasında da bir rekabet var.

Bir Dive With Seaman okuyucusu olan Raymond, geçtiğimiz günlerde bana bir e-mail attı.

Yazılarımın sıkı takipçilerinden biri olduğunu ve beni yakından tanımak istediğini söyledi. Dalış hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordu.

Seviyemi sordu.

Söyledim.

Kendi seviyesini söyledi, konuşmaya başladık.

Konu batık dalışlarında kullanılacak özel malzemelerden başladı, irtifa dalışına, mağara dalışlarına ve rebreatherlara kadar uzandı.

Tecrübe fırsatı bulamadığım bir çok konuda Ray’den çok fazla şey öğrendim.

O da aynı şekilde.

Bunun sonunda Ray, eşiyle beraber önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye gelecek ve beraber bir kaç dalış yapacağız. Tecrübe paylaşımlarımız daha da artacak. Birbirimizden öğrenmeye, kendimizi geliştirmeye devam edeceğiz.

PaletlerBu örneği neden verdim?

Benzer bir diyaloğu geçtiğimiz hafta yeni tanıştığım bir dalgıçla İzmir-Bostanlı’da yapıyorum.

Seviyem soruluyor, söylüyorum.

Ama benim sertifikam X dalış acentesinden diyor.

Güzel diyorum.

Ne farkı var ki diyor.

Ufak tefek farklar var ama sonuçta hepsi dalgıç yetiştiriyor diyorum.

Hangisi daha iyi diye soruyor.

Önemli olan alınan eğitimin kalitesi, acente farklılıkları bir ayrıntı, kendini geliştirmene de bakıyor diyorum.

Benim eğitimim çok kaliteliydi diyor, savunur gibi… Başlıyor eğitimini aldığı eğitmen ve dalış merkezi hakkında bir şeyler anlatmaya.

Ne mutlu sana diyorum.

Siz neden benim acentemden sertifika almadınız ki diyor.

Özel bir nedeni yok diyorum.

Özel bir neden yoksa neden bunu seçtiğiniz de diğerini seçmediniz diye soruyor.

Ve konu böyle uzayıp gidiyor. Hem de 2 saat boyunca.

Kazanılan değer: 0Kimler Dalabilir?

Türkiye’de dalgıçların “dalış” hakkında konuşmasını, kendilerini geliştirmesini, seviye, dalış sayısı ve eğitim acentesi göz etmeksizin bir araya gelinip faydalı paylaşımlar yapılmasını diliyorum.

Bunun için bir araya gelinmesini istiyorum.

Dalalim.com ve bu siteye ait Facebook sayfasında tam olarak bunu yapmaya çalışıyorum.

Seni de aramıza bekliyorum.

Herkese keyifli ve güvenli dalışlar.

~ Murat D. (Seaman)

 

Deniz Tutmasını Önlemenin 8 Yolu

Dalgıçlar olarak hayatımızın bir kısmı teknelerde geçiyor.

Hatta bir dalış seyahatimizde suyun altından çok teknenin üzerinde zaman geçiriyoruz.

Kimimiz nadiren, kimimiz sıklıkla da olsa hepimiz deniz tutmasını tecrübe ediyoruz.

Peki bu deniz tutması nedir, neden kaynaklanır ve önleyebilmek için yapabileceğimiz bir şeyler var mıdır?

Image courtesy of esadaphorn / FreeDigitalPhotos.net

Image courtesy of esadaphorn / FreeDigitalPhotos.net

Deniz Tutması Nedir?

Deniz tutması, tıpkı yol tutması gibi bir devinim (hareket) rahatsızlığı (motion sickness) çeşididir. Genellikle dalgalı sularda ya da uzun deniz yolculuklarında gözlemlenir.

Belirtileri mide bulantısı, baş dönmesi, kusma ve kimi zaman soğuk terlemedir.

Bazı insanlar deniz tutmasının “alışılabilen” bir kavram olduğunu ve bunun sonucunda fazla deniz seyahati yapan kişilerde görülmeyeceğini söylerler.

Bu konuda kesin bir şey söylenemese de kimi insanların deniz tutmasına karşı daha hassas oldukları bir gerçek.

4000’in üzerinde dalışım olmasına ve hayatımı genellikle deniz ve teknelerde geçirmeme rağmen ben de nadiren de olsa deniz tutmasına yakalanıyorum. Bu nedenle deniz tutmasının tecrübeyle ortadan kalktığı konusunda şüphelerim var. Ancak denizcilikle içli dışlı olan insanların diğerlerine göre daha az hassas olduğu da yadsınamaz.

Deniz Tutması Neden Kaynaklanır?

Deniz tutmasının nedenini açıklayan popüler teorilerden biri, beyne ulaşan algısal girdilerin farklı olmasına dayanıyor.

Örnek olarak, bir dalış teknesindeyken gözleriniz cisimlerin sabit olduğunu “görüyor.” Alt güvertede bir şeyler içerken, ekipmanınızı kontrol ederken ya da teknenin içinde soyunma kabinindeyken gördüğünüz hiç bir şey hareket etmiyor.

Ancak aynı zamanda iç kulağınız teknenin hareketini hissediyor (bu nedenle özellikle dalgalı havalarda deniz tutmasına daha fazla yakalanıyoruz).

Gözlerimiz, beynimize sabit durduğumuzu, iç kulağımız ise hareket ettiğimizi söylüyor.

Beyin, halüsinasyon görmüş olduğumuzu, bunun da zehirlenmeden kaynaklanabileceğini düşünüyor ve bizi zehirleyen şeyden kurtulmamızı istiyor.

Yani deniz tutması, aslında bizim için endişelenen beynimizden kaynaklanıyor diyebilirim :)

Deniz Tutmasını Nasıl Önleyebiliriz?

Şimdi dönelim bu makalenin ana konusuna.

İyi güzel de bunu nasıl önleyeceğiz?

Bu konuda sizlere yardımcı olacağını düşündüğüm 8 çözüm önerim var.

  1. Ufuk çizgisine bakın. Dışarı ve ileri doğru baktığınızda iç kulak ve göz arasındaki sinyal farkı minimize olacaktır. Çünkü bu şekilde gözleriniz, teknenin sallandığını hesaba katabiliyor.
  2. Beslenme şeklinizi değiştirin. Ne yemiş olduğunuz, teknedeki durumunuzu çok ciddi şekilde etkileyecektir. Yeşil elma, deniz tutmasına karşı iyi gelecektir. Aslında kola içmek de fosforik asit ve şeker barındırdığı için iyi gelebilir ancak dalışlarınızda sizi rahatsız edebileceği için bunu tavsiye etmiyorum. Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden hem dalış teknesinde, hem de dalıştan bir gece önce kesinlikle uzak durun. Tuzlu krakerler de yararlı tekne atıştırmalıklarındandır (böyle bir kelime var mıydı?:)
  3. Eğer içinizde tutamıyorsanız, bırakın gitsin! İstifra etmek, çok hoş bir tecrübe olmasa da belirtilerin ortadan kalkmasına ve rahatlamanıza yardımcı olur. Fakat bunu yaparken rüzgara dikkat edin. Eğer önünüzden esiyorsa arkanıza dönüp bunu yapın.
  4. Deniz bileklikleri kullanın. Bir çok eczanede bulabileceğiniz bu bilekliklerin, bilekteki bir akapunktur noktasını bulduğunu ve mide bulantısına iyi geldiğini söyleyenler son zamanlarda bir hayli artmış durumda.
  5. Skopolamin deri yaması kullanın. Doktorunuzun reçetesiyle satın alacağınız bu yamaları kulak altına yapıştırıyorsunuz. Uyuşukluğa sebebiyet veren yan etkileri olabileceği için doktorunuza dalış yapacağınızı söylemeyi unutmayın.
  6. Dalış sonrası (öncesinden bahsetmiyorum bile:) teknede alkol tüketmemeye çalışın. Alkol, sizi dehidre (su kaybı) edecek ve deniz tutmasına maruz kalma ihtimalinizi yükseltecektir.
  7. Müziğin sesi kapatıldığında sandalye kapma yarışı yapar gibi hareket etmeyin. Tercihen teknenin ortasında (ortada daha az hareket olacağı için) oturup ufuk çizgisine bakın. Mutfaktan gelen yemek kokusu ya da teknenin motorundan gelen mazot kokusundan uzakta bir sandalye seçin.
  8. Bol temiz hava alabileceğiniz bir yere oturun ve kendinizi kasmayın. Rahatlayın… Deniz tutmasından etkilenmiş olan diğer insanlardan uzak durun.

Bunlardan farklı bir öneriniz varsa lütfen aşağıya yorum bırakın, hepimiz öğrenelim. 

Mide bulantısız, baş dönmesiz dalışlar diliyorum :)))

Dalışın “En”leri

Özellikle dalışa yeni başlayanlar olmak üzere bir çok dalgıç, su altı dünyasının rekorlarını merak ediyor.

En derine yapılmış olan dalış kaç metreye yapıldı?

En uzun mağara dalışı kaç metreye yapıldı?

Bu sorular insanın severek yaptığı bir aktivite için oldukça normal…

Bugünkü yazımda, dalış tarihindeki “en“lerle ilgili kafanızdaki soru işaretlerinin bir kaçını silmek istiyorum.

Şimdi arkanıza yaslanın ve dalış tarihindeki bu ekstrem insanların yaptıklarına göz atın !

Suda Olmak Suda OlmaktırEn Derin Dalış

Dalışın “en“lerine en çok sorular soruyla başlamak istiyorum.

En derin dalış…

Standart, açık sistemli dalış donanımı ile yapılan en derin dalışın rekor sahibi Nuno Gomes.

Gomes, Mısır-Dahab’ta Haziran 2005’te tam 318.25 metreye daldı!

Bu dalış, Guiness Dünya Rekorları tarafından onaylanan en derin dalıştı.

Toplam dalış 12 saat sürmüş olmasına rağmen, bu derinliğe inmek Gomes’in 14 dakikasını aldı.

Diğer taraftan, Pascal Barnabé yine aynı yıl içerisinde Corsica kıyısı açıklarında 330 metreye bir dalış yaptı.

Ancak bu dalış, kanıt yetersizliği gerekçesiyle Rekorlar Kitabı’nda yerini alamadı.

En derin dalış videosu ve her iki dalgıcın detaylı bilgilerine İngilizce blogum olan divewithseaman.com’dan ulaşabilirsiniz (direk linke buradan ulaşabilirsiniz)

En Derin Batık

205 metre ile Leigh Cunningham ve Mark Andrew’a ait olan en derin batık rekoru Mısır-Ras Mohammed’de kırıldı. M/V Jolanda isimli batığa düzenlenen bu dalış 205 dakika sürdü, ancak batıkta geçirilen süre sadece 6 dakikaydı. 

M/V Jolanda, Mısır’da popüler bir dalış noktası ve sportif dalgıçlar için de uygun. 

Çünkü batık, aslında bir kıyı resifinden başlıyor.

Ancak batığın büyük bölümü bir su altı uçurumundan aşağıya düşüyor. Cunningham ve Andrew, bu bölüme dalış yapıyorlar.

En Derin Mağara Dalışı

En derin mağara dalışı, en derin dalış rekoru sahibi Nuno Gomes‘e ait.

1996 yılında, Güney Afrika-Boesmansgat’ta yapılan bu dalış 12 saat 15 dakika sürdü. 

Kırılan rekor 282.6 metre olarak görünse de, bu su altı mağarasının girişi deniz seviyesinden daha yüksek olduğu için dekompresyon tabloları teorik derinliği 339 metreydi.

En Uzun Mağara Dalışı

En uzun su altı mağarası dalışı Florida’da yer aldı.

Woodville Karst Plain Projesi kapsamında yapılan dalışın amacı, Florida’daki tatlı su mağaraları ve doğal kanal oluşumlarının haritasını çıkartmaktı.

2007 yılında Turner Sink’ten Wakulla Springs Eyalet Parkı’na yapılan 11.265 metrelik (yatayda) bu uzun dalış 6 saatine üzerinde dip zamanına sahip.

Jarrod Jablonski ve Casey McKinlay bu dalışta DPV (su altı scooterları) kullandı.

Dalışın 91 metreye (dikeyde) yapılmış olması ve dalış süresinden dolayı bu iki dalgıç, yüzeye ulaşmadan önce 14 saat dekompresyon duraklaması yapmak zorunda kaldılar.

Sean

Foto: Facebook

En Uzun Süren Dalış

Derinlik harika bir olgu! Ancak ya süre?

Tuzlu suda en uzun süren dalışı hiç merak ettiniz mi?

2013 yılında, Malta’da Sean McGahern, 49 saat 56 dakikalık dalışıyla en uzun süren dalış rekorunu elinde tutuyor. 

Bu inanılmaz dalış, St. George’s Körfezi’nin sığ sularında yapıldı. 

McGahern, dalış boyunca yemek yedi, su içti ve gününün büyük bir çoğunluğunu denizin altındaki kamp sandalyesinde geçirdi. 

Boş vakitlerinde” körfez tabanındaki çöpleri ve sahilden gelmiş olan kırık şezlong parçalarını temizledi.

Sanırım bu bilgiler sizi de benim gibi “vay bee!!” dedirtmeye sevk etmiştir.

Sizin favori rekorunuz hangisi olurdu?

Çok Sıkıldım

Bazen daral geliyor…

Stress

“Image courtesy of pat138241 / FreeDigitalPhotos.net”

Her şeyden sıkılıyoruz…

İş, aile, ilişkiler, şehir yaşantısı, ülkedeki sorunlar…

Her şeyi bırakıp bir yerlere gidesim geliyor” diyoruz.

Ama nereye?

Bırakıp bir yerlere gidenlerle konuşuyorum, gittikleri yerden memnunlar mı diye?

Değiller.

Ne kadar “daha iyi” deseler de, aslında değil.

Çünkü tüm sorunlar, stres, her şeyi beraberimizde götürüyoruz, gittiğimiz yere…

Şu hiç bir şeyi umursamayan insanların beynini bir gece için bana verseler” diyoruz, “bir gece rahat uyusam.

Olmuyor, beyin transferini kimse yapamıyor.

Kapana kısılıyoruz, prangalarımız ağır geliyor…

Ortamızdan ikiye ayrılacak gibi olsak da, devam ediyoruz.

O kadar hızlı yol almak zorunda kalıyoruz ki bu kadar stresin altında ezilirken, arkamıza baktığımızda kendimizi göremiyoruz. Ruhumuz, bedenimizin bu hızına yetişemiyor, yıllar önce arkamızda kalmış, kaybolmuş oluyor.

Geriye dönüp onu almaya çalışmakla ilerlemek arasında kalıyoruz, daha da bitiyoruz.

Tüm bunların verdiği yorgunluk, çaresizlik bizi daha da yoruyor, tükenme noktasına geliyoruz.

İşte bu “ground zero.

Sıfır noktası.

Stres

“Image courtesy of imagerymajestic / FreeDigitalPhotos.net”

Arkadaşlarımızla dışarı çıkıyoruz, bir şeyler yiyip içip laflıyoruz, paylaşıyoruz. Sıfır noktalarımızı değiş tokuş ediyoruz bir kaç saatliğine.

Geçici bir rahatlamadan sonra ertesi gün her şey kaldığı yerden devam ediyor.

Hem de paylaştıkça çoğalır gibi.

Hiç bir şey böyle günlerimizde bize yardım edemiyor.

Peki, Ne Yapalım?

Ben, böyle anları 30 yıllık hayatım boyunca bir kaç kez yaşadım, hepimiz yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz.

Kimleri yogayla, kimleri profesyonellerden yardımla, kimileri müzik yaparak, dinleyerek bunun önüne geçiyor.

Bende bunlar da işe yaramıyor, sadece hafifletiyor.

Ben, tahmin edeceğiniz üzere dalıyorum…

Kendime suyun altında randevu veriyorum, benimle orada buluşuyorum.

Dalmak İçin Dalanlar

Galiba ben bu gruba dahilim. “Dalmak için dalanlar.

Yani suyun altında bir şey görmeyi çok önemsemeyen, kendini sadece suyun altında nefes alıp vererek, suya kendini bırakarak rahatlayan, tüm sorunlara rağmen derin ve yavaş bir “nefes alanlar“danım.

Bazen bir kaç saniyeliğine gözlerimi dahi kapatıp, sadece ikinci kadememden çıkan sesi dinlerim.

Başka hiç bir ses yoktur.

Su, sanki gözeneklerinizden tüm sıkıntıları alıp götürür.

Kelebek Etkisi‘ndeki final sahnesinde anne karnında doğmak üzere gözünü açan bebeğin huzuruyla yaparım dalışlarımı.

İşin en güzel tarafı, dalışın sadece sorunları alıp götürmesi değil, her nasıl oluyorsa size farklı alternatifler sunma düşüncesini vermesidir. Yani dalış, size vizyon katar.

Soruna odaklanmışken bizler, bu sorunu unutmamızı sağlayan dalış sayesinde tünelin sonunu, ışığı, yani çözümü görürüz.

Suda Olmak Suda OlmaktırDalış Terapisi

Evet, tam olarak bundan bahsediyorum.

Dalış, en kuvvetli terapidir.

Kimse yoktur sizden başka. Hiç bir şeyi isteseniz de düşünemezsiniz. Zaman, akıp gider. Sadece seyredesiniz etrafınızı. Ne gördüğünüz, ne göreceğiniz, teferruattır.

Geçtiğimiz haftalarda dalıştaydım.

Henüz ekipmanımı hazırlarken, dalışa yeni başlamış biri yanıma geldi.

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığı sorunlardan dolayı onlarca psikolog gezdiğini ve bir çok seansa katıldığını, bunlar da yetmeyince bir psikiyatr yardımıyla o “kötü” günlerin geride kaldığını söyledi.

İki yıl önce ilaç tedavim de bitti” dedi.

Gülümsemekle gülümsememek arasında kaldım. Bunu iyi bir şey olarak mı, kötü bir şey olarak mı anlattığını anlayamadım.

Sonradan gülümsedi.

Neden Dalıyoruz isimli makalenizi okudum.” dedi. “Doğruymuş, hiç birisine gerek yokmuş sanırım. Huzur ve mutluluk zaten suyun altındaymış, meğer biz bulamıyormuşuz.”

Tabi ki demek istediğim profesyonel ruhsal yardımın gereksiz bir şey olduğu değil. Sadece bu arkadaşımızın cümlesini paylaşıyorum yorum yapmadan.

Özet

Hepimiz hayatımızda onlarca sorunla karşılaşıyoruz. Bunların bizdeki etkisi aynı olmuyor.

Ancak sorunlarımız suyun altında ortadan kalkıyor, çünkü düşünmüyoruz… Hiç bir şey düşünmediğimiz gibi.

Düşünmediğimizde perde aralanıyor, sakin bir düşünce yapısıyla bu sorunların çözümüne odaklanıyoruz.

Dalış, gördüğümüz canlılar, sosyal ortam gibi avantajlarının yanında bize kendimizi bulduruyor, vizyonumuzu genişletiyor.

Siz de bunu fark edenler arasında mısınız?

Hepiniz Delisiniz!

Geçtiğimiz hafta pazar günü İzmir Ekonomi Üniversitesi Sualtı Kulübü, kısaca Deco ile dalıştaydım.

Uzun süredir (4 ay) hiç birimiz suya girmemiştik ve heyecan doruktaydı. Öğrencilerimin “hadi artık dalalım!” çığlıklarına daha fazla karşı koyamadım.

Kasım-Aralık aylarından beri, hava ve suyun soğuk olmasından dolayı dalışları ertelemeyi seçmiştim. Rüzgarlı bir kış geçirdiğimiz için zaten hava muhalefeti de benimle aynı görüşteydi.

Şimdi bunların hepsi geride kalmış, İzmir-Çeşme otobanından 20 kişiyi aşkın Deco ile yola koyulmuştuk. 

Sanki girilecek su hiç soğuk olmayacakmış, kimse bir nebze olsun üşümeyecekmiş gibi değişik bir neşe vardı minibüsümüzde.

Balıklıoava’daki geleneksel noktadaki kahvaltımız, boyozumuz, çayımız derken araçtaki neşe katlanarak artmaya devam etti.

Dalışa gidiyorduk çünkü… 

Hava güzel, güneş yakıcı olmasa da tepemizde ancak su, serindi.

Önce iki kişiyi sualtı ile tanıştırdım. Deneme dalışı yapan biri, hem de bu soğuk suda yapan biri bu kadar mı keyif alırdı? Bir kere olsun “üşüdüm” işareti vermeden, 25 dakikalık dalış bu kadar mı eğlenceli geçerdi? Evet, öyle oldu.

Başımızı suyun üstüne çıkardığımızda, sualtıyla az önce tanışmış olan James ve Elif sadece aşağıdaki gördüklerinden, bundan sonra psikoloğa gitmek yerine dalışa gitmekten, dinlendiriciliğinden, ne kadar keyifli olduğundan bahsediyordu…

Bildiğin delilerdi! 

Sualtına deli gibi aşık olmuşlardı ya da ?!

Tecrübeli arkadaşlar iki bot dalışı yaptılar. İlk bot geldiğinde “çok üşüdük, ikinciye gitmeyelim” gibi bir tepki bekliyordum onlardan.

Ne mi oldu? 

İçlerinden daha bir deli olanı (Öykü selam ; ) “bugün iki dalış kesmeyecek beni, üçüncü bota da gelebilir miyim?diye sordu. Ve gitti de.

İkinci dalışta, vücutlar soğuğa karşı koyma yetisini kaybetmişti.

Dalgıçlar suya kendilerini bıraktıklarında dudaklar morarmaya, vücutlar titremeye başlamıştı!

Ama bu çocuklar hala yüzeyden maskeleri yardımıyla aşağıyı izliyor, bottaki diğer arkadaşların da suya atlayıp, bir an önce dalışa başlamayı istiyorlardı.

Titreyen vücut, moraran dudak kendilerini yansıtmıyor, tutkularının önüne geçemiyordu.

Bu dalışı da keyifle bitirdik. Yüzeye geldiğimizde herkesin yüzü gülmeye, ama diğer taraftan da vücudu titremeye devam ediyordu.

Sualtı canlı mıydı? Görüş iyi miydi?

Bunlar sadece teferruattı bu dalgıçlar için. 

Önemli olan, suda olmaktı.

Mutluluk, gidilen yer değil, yolculuğun kendisidir” diyen yazar gibi.

SOĞUK SU BİZİ DURDURABİLİR Mİ? sorusuna en güzel cevap aşağıdaki fotoğrafla geldi.

Tarif edilebilecek bir durum değil bu. Bu, salt delilik! Ve ben deli insanları seviyorum. 

İlk aşkınızı, yaşadığınız o saf aşkı düşünün.

O’nu balkonunda bir kaç dakika görebilmek için yağmurun altında beklediğiniz, soğukta titrediğiniz ve dişlerinizin birbirine değmesinden çıkan sesi hatırlayın.

Bunlar ne kadar önemsizdi, değil mi? Önemli olan, O’nu görmek, mutlu olmaktı. Önemli olan, aşktı. 

Bu dalgıçlar, bunu hala yaşıyor. Bir erkek ya da kadına karşı değil, sualtına karşı aşkları ölümsüz. Bu aşk, yaşadıkları sürece onlarla yaşayacak.

 Sen de bu aşkı yaşayan delilerden misin?

Kış Aylarında Dalış Mı?

Bugün evden çıkarken fark ettim.

İzmir’de nefes alıp verirken ağızdan duman çıkıyorsa hava soğuktur derler.

Bugün hava (biz, İzmir’lilere göre) gayet soğuk.

Bisikletimle Bostanlı’daki dalış merkezinden içeriye girdim. Kendime acilen bir kahve yaptım. Can Hoca da donmuştu, O’na da yaptım. [Devamını oku…]

Stresten Uzaklaşmanın Islak Yolu

Bütün gün çalıştınız. Ofis hayatı zaten doğası gereği yeterince suni.

Okulda sınavlar, ödevler, projeler.

Bizlere toplumda biçilen değerler ve yerine getirilmesi istenen sorumluluklar? 

Hepsini topladığınızda bazen işin içinden çıkamıyor, hatta bazen haddinden fazla depresif olabiliyoruz.

Kendimizi ‘şarj etmemiz‘ gerekiyor. [Devamını oku…]

CLOSE
CLOSE
Pin It