Denizanası Çarpmasına Ne İyi Gelir?

Her yıl dünya genelinde binlerce, hatta yüzbinlerce insan, özellikle yaz aylarında plajlara koştuklarında, denizde bulunan tek canlının kendisi olduğunu düşünüyor. Ancak durum böyle değil. Tam tersi, deniz canlılarının habitatına bizler girmiş oluyoruz. Yani, denize girerken aslında yalnız değiliz. 

Ülkemizde, deniz canlıları kaynaklı kazaları mercek altına aldığımızda, neyse ki köpekbalığı saldırısı gibi büyük çaplı ve insan hayatını tehdit eden vakaların görülmediğini fark ediyoruz. 

Türkiye’de deniz canlısı kazası raporlarında birinci sırada denizanası çarpması geliyor. 

Bu nedenle de yaz aylarında arama motorlarında en çok gerçekleştirilen arama öbeği “denizanası çarpmasına ne iyi gelir?” oluyor. 

Uzatmadan konuya gireyim. 

Image courtesy of MrWildLife at FreeDigitalPhotos.net

Öncelikle denizanalarının onlarca türü olduğunu bilmenizi isterim. İnanılan efsanenin aksine, denizanaları okyanus ve denizlerde dolaşıp insan bulup anında indirme planları yapan süper IQ’ya sahip caniler değiller. 

Onu bırakın, bu hayvanların beyni bile yok. Bunun yerine suda serbest yüzüyorlar. Yani “dalga nereyeeee, ben oraya” diyorlar. 

Enteresan görüntüye ve renge sahip olabiliyorlar, bu da balıkları çekiyor ve bumm! Dokunaçlarına yakalanıyorlar. Sonra zehirlenip ölüyor zavallılar ve denizanası da bu balıkçıkları bir güzel mideye indiriyor. 

Mekanizma basitçe bu. 

Peki insan için ölümcül müdür denizanası? Bazıları… 

Dedik ya onlarca türü var diye… Biri de Kutu Denizanası (Chironex Fleckeri) mesela. Bu arkadaş Avustralya’da yaşıyor ve bir insanı rahatça öldürebilecek zehre sahip. Bu zehir, direkt olarak kalbe etki ediyor ve çok büyük ihtimalle kalp krizinden ölüyorsunuz, hem de hastaneye yetişemeden. Birkaç dakika içinde.  [Devamını oku…]

Bravo SeaWorld: Tilikum da Ölüyor!

Son yıllarda yunus parkları gibi yerlere gidenleri kınamaya başladık, doğrudur. Gerek dalalim.com olarak, gerek Murat Demirağ olarak yunus parklarına gidilmesini sadece yanlış bulmuyor, aynı zamanda bir insanlık ayıbı olarak görüyorum.

Peki, çocuğumuzu, eşimizi, dostumuzu alıp yunus parkı gibi “masum” bir mekana gitmek neden yanlış oluyor, hatta bir de üzerine suç oluyor?

Aslında hikaye, buradan binlerce kilometre ötede başlıyor. [Devamını oku…]

Gizemli Bir Haftasonu: Antalya Akvaryumu

Güzel, yazdan kalma bir pazar sabahı.

Antalya’dayım.

Antalya AkvaryumuAğustos 2012’de ilk ziyaretçisini ağırlayan ve “dünyanın en büyük tünel akvaryumu” gibi iddialı bir ünvana sahip olan Antalya Akvaryumu’na doğru yürüyorum.

Konyaaltı’nda yer alan Antalya Akvaryumu, 30 dönümlük büyük bir araziye yayılmış durumda.

Girişinde sizi büyük bir havuz bekliyor. İçinde de size doğru su püskürtmeye hazır bir balina maketi var.

Aslına bakarsanız Antalya Akvarumu’nun içinde sadece akvaryum yok. [Devamını oku…]

Orfozumu Vurma Arkadaş!

Geçtiğimiz günlerde Facebook sayfamızda bir su altı avcısını ve önüne iftiharla serdiği ölü orfozları gösteren bir fotoğraf paylaştım. Aslında kişileri açıkça deşifre eden fotoğraflardan kaçınmaya, onları rencide etmemeye çalışırım ancak bu sefer burama kadar geldi (nereye kadar olduğunu biliyorsunuz, kendimi sizinle konuşur gibi hissettim bir an :).

Bu fotoğraf ve yaptığım yorum, sizler tarafından ilgiyle karşılandı.

Dalalim.com okuyucusunun ne kadar bilinçli olduğunun kanıtı bu.

Bu yazıyı yazmaya başladığım zaman bu fotoğraf ve naçizane yorumum tam 17.584 kişiye ulaştı ve 210 paylaşım yapıldı. Bu sayılar her saat artmaya devam ediyor.

Durum böyle olunca, sizlerin adına da konuşmak istedim. Olayı bir Facebook iletisi ile sınırlandırmak yetersiz. Neden ve neye karşı durduğumuzu dillendirmemiz gerekiyor. Bu sayede hem yanlış anlaşılmaktan kurtulmuş oluruz, hem de hedeflediğimiz kitleye daha rahat ulaşabiliriz. [Devamını oku…]

Fok Badem Şimdi Nerede?

Yıllar önce bir Akdeniz Foku (Monachus monachus) Didim’de yaralı bir halde bulunmuştu.

Adını Badem koyduk.

Badem, dünyada nesli hızla tükenen türünün Türkiye’deki temsilcisi haline gelmişti.

Gazeteler Badem’i yazdı, televizyonlarda Akdeniz Foku‘ndan ilk kez bu kadar bahsedildi.

Herkes O’nun sevimliliğinden bahsediyordu.

Ben, 2006 yılında Badem’i çoğumuz gibi medyadan tanıdım.

Akdeniz Foku Badem

Foto: radikal.com.tr

Olacakları çok merak ettim. Yaralı bir Akdeniz Foku’nun bulunması ve ona ilgi gösterilmesi tabi ki iyi bir şeydi. Ancak dünya üzerinde sayısı iyi bir tahminle bir kaç yüz olan ve insanlara alışmaması gereken bir türün nasıl rehabilite edileceği konusunda tereddütlerim vardı.

Maalesef korktuğum başıma geldi.

Bu konuda SAD-AFAG‘a güveniyordum çünkü başka alternatif yoktu.

80’lerden beri Akdeniz Foku ile ilgili çalışmalar yapan Sualtı Derneği – Akdeniz Foku Araştırma Grubu konuya beklendiği gibi el attı.

Ancak onların da rehabilitasyon konusunda tecrübesi yoktu, bütçesi de.

Nasıl olduğunu, bağlantıyı bilmiyorum ama çok geçmeden Mustafa Koç çıktı ekranlara. Badem’in ihtiyaçlarını finanse edeceğini söyledi.

Hollanda’dan alanında tecrübeli bir bakıcı Foça’ya getirildi. [Devamını oku…]

Hani Kabuklar Denizde Kalacaktı?

Daha önce sizlere deniz kabuğu koleksiyonculuğunun masum bir hobi olarak görülmesine rağmen bir cinayet olduğunu anlatmıştım. O yazımı okumamış olanlar için: Bırakın Kabuklar Denizde Kalsın.

Bu yazımın yayınlanmasından kısa bir süre sonra sizlerden oldukça iyi sayılabilecek geri dönüşler aldım.

Kimi “hiç böyle düşünmemiş olduğunu ve bundan sonra bunu dikkate alacağını,” kimi “evindeki ve iş yerindeki dekoratif amaçlı deniz kabuklarını denize bıraktığını,” kimi de “çocuklarına bu yazıyı okuttuğunu ve erken yaşta doğa bilinci yaratmaya çalıştığını” söyledi.

Tüm dalalim.com okurlarına bu bilinçli yaklaşım için teşekkür ediyorum. 


 
Bugün sizlere, bu işin aslında sadece bizlerin kumsallardan ya da denizden topladığımız bir kaç deniz kabuğundan ibaret olmadığını, deniz kabuğu ve deniz canlıları satışının nasıl kanlı bir sektör olduğundan bahsetmek istiyorum.

Deniz Kabulari3Deniz Kabuğu Sektörü

Artık buna bir sektör demeye başladık, çünkü deniz kabukçuluğu artık ciddi bir paranın döndüğü bir platform.

Hediyelik eşya olarak özellikle turistik bölgelerde deniz kabukları ve bir çok deniz canlısı satışa çıkarılıyor.

Bunlar, doğada kalması halinde yaşayıp üreyecek, dalış turizmini ve balıkçılığı destekleyecek canlıların yok oluş süreci. 

Deniz kabukları da aynı şekilde su altı canlılarına yuva, üreme alanı ve hatta Keşiş Yengeci (Dardanus calidus) gibi canlılar için yaşam kalkanı görevi görüyor. Yani, deniz kabuklarının ölüleri bile doğada başka canlıların hayatta kalmalarına ve çoğalmalarına olanak sağlıyor. Tıpkı organ bağışı yapılıp, başka bedenlerde yaşamaya devam edebilmek gibi.

Bu konuya daha önceki yazımda detaylı bir şekilde değindiğim için kısa kesiyorum.

Bütün bunları görmezden gelen, ya da bilinçsizlikten (umarım sadece bilinçsizliktir, bunu değiştirmek daha kolay) dolayı bu şekilde hareket eden insanlar mevcut.

Bir koy bulup, oradaki canlıları ve hatta daha doğmamış canlıları (ölü deniz kabuklarının potansiyel yuva olma ihtimalini bile ortadan kaldırarak) cinayetini işleyip, tezgahlar açılıyor.

Önce Öldürülüyor

Deniz Yıldızı ve Balon Balığı (Arothron hispidus) gibi “rağbet gören” balıklar denizden çıkarılıyor.

Vücutlarında delik olursa satış potansiyeli kaybedeceği için zıpkın gibi aletler kullanılmıyor, canlının hemen, acı çekmeden ölmesi sağlanmıyor.

Balıklar taşlara vurularak ya da bir kenara atılarak “ölümü bekleniyor.

Bulunan deniz kabukları hala yaşıyorsa da süreç buna benzer bir şekilde devam ediyor.

Bin bir zorluktan sonra “ölebilmeyi başaran” bu bedenler sonrasında kurutuluyor.

Ceset Satışı Başlıyor

Sonrasında tezgahlar açılıyor, bu “hediyelik eşyalar” kendilerine bu tezgahlarda yer buluyor ve alıcılarını bekliyor.

Bu bilince sahip olmayan insanlar da o tezgahın önünden geçerken “aaa mutfakta ne güzel durur” deyip bu cesetleri satın alıyor, isteyerek ya da istemeyerek bu kanlı ticaretin devamını sağlıyorlar.

Nasıl Olsa Başkası Alacak Yaklaşımı

Ya Seaman, iyi hoş diyorsun da ben almasam zaten başkası alacak abi?” yaklaşımı tamamen yanlış. Deniz Kabulari2

Çünkü her bir kişinin satın alması demek, o raftan bir “ürünün” daha eksilmesi ve yerine yenisinin gelmesini sağlanması ve yeni cinayetler işlenmesi demek. 

Tam tersine, bizler alış-veriş yapmayacağız ve benim şu anda yapmaya çalıştığım gibi, başkalarına bu bilinci aşılamaya çalışacağız.

Örnek Durum

Bu yazımda görmüş olduğunuz tüm fotoğraflar Bodrum’da bir arkadaşım tarafından çekildi.

Hem de gizli bir şekilde. 

Neden mi?

Çünkü eline fotoğraf makinesini alıp alenen çekmeye başladığında yanına bir görevli geliyor ve ne amaçla fotoğraf çektiğini soruyor.

bir internet sitesinde yayınlayacağız” diye cevap alınca, fotoğraf çekmesine izin vermiyor.

Bu ne demektir?

Yorum sizin…

Deniz KabulariTabi ki Dükkanlar Kapanmasın

Bu yazımdan yanlış bir sonuç çıkarılmasını istemiyorum.

Kimsenin dükkanını kapatıp evine eli boş gitmesini tabi ki istemiyorum.

Dükkanların değil, sektörün kapanmasını istiyorum!

Bodrum’da, hem de bu fotoğrafların çekildiği aynı bölgede farklı hediyelik eşyalar satan sevimli dükkanlar var. İnsan eliyle yapılmış, “cesetleştirilmemiş” ürünler bunlar.

Yani “rüzgarı değiştiremiyorsan, yelkenini değiştir” durumu, herkes için daha faydalı olacaktır. Tabi önce bizim rüzgar olup, ters tarafa esmemiz lazım.

Hediyelik eşya satıp geçimini sağlamak mı istiyorsun? O zaman dükkanındaki cesetleri çıkar ve diğer hediyelik eşya dükkanları gibi “kansız” ürünleri satmaya başla.

Gerçekler Çarpıtılıyor

Yıllar önce dalış için gittiğim Bodrum’da bu dükkanlardan birine girmiştim.

Satış yapmaya çalışan biri yanıma geldi.

Ne aramıştınız?

Hemen önümdeki süngerlere bakıyordum.

Bu süngerlerin denizlerde kalması gerekmiyor mu sizce?” diye sorduğumda tezgahtar bana şöyle bir cevap verdi.

Abi biliyorsun dalış, bu süngerler sayesinde başladı. Bugün hala Aksona Mehmet sünger çıkarır. Sen de dalgıç adamsın, bunu anlarsın.

Evet güzel kardeşim, ben de dalgıcım ve yapılanları çok iyi anlıyorum. 

Örnek aldığım dalgıçlardan biridir Aksona Mehmet. Kendisine ve hayat hikayesine çok saygı duyarım.

Ancak dalışın süngerle başladığı ve o usta Bodrum dalgıçlarının çıkardığı süngerler senin yaptığın gibi hediyelik eşya olarak satılmıyordu. O süngerler hala sadece hediyelik eşya olarak satılmıyor. 

Süngerler, temizlik, boya işleri, bir çok endüstri kolu ve hatta ilaç sanayisinde kullanılıyor*.

ÖzetDeniz Kabulari4

Deniz kabukları ve hediyelik eşya olarak satılan diğer tüm kurutulmuş deniz canlıları denizlere aittir.

Daha fazla yaşamaları, üremeleri gerekmektedir. Bu, dalış turizmi ve balıkçılık için çok büyük önem taşır.

Deniz kabukları da yuva, yavrulama ve başka canlılara iskelet olması açısından denizlerde kalmalıdır.

Evlerimize vazo, mum, cam içinde gemi de alabiliriz.

Ancak bu kanlı ticarete ortak olmayın.

Bırakın kabuklar denizlerde kalsın…

* Kaynak: Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü – Yüksek Lisans Tezi – Mert Gökalp

Mercanlar Bitki Mi Yoksa Hayvan Mı?

Bu konuyu, bir süredir Facebook sayfamızda da tartışıyoruz.

Çoğumuzun dalışa başlamasına/başlamak istemesine sebep olan su altı güzelliklerinden biridir mercanlar.

İzlediğimiz belgesellerde, şanslıysak yaptığımız dalışlarda birer çiçek bahçesi gibi karşımıza çıkarlar.

Her renkten, her şekilden mercanlar…

Mercan Resifi

“Image courtesy of 9comeback / FreeDigitalPhotos.net”

Bizi dalışa aşık ederler, su altında, ekran başında büyülerler.

Mercanların bir araya gelmesiyle, uzun yıllar sonunda oluşan “mercan resifleri,” yaklaşık olarak 4.000 balık, 800 mercan ve yüzlerce diğer türe ev sahipliği yapar.

Bilim insanları, 1 ile 8 milyon arasında bilinmeyen organizmanın mercan resiflerinde yaşadığını düşünmektedir (Reaka-Kudla, 1997).

Bu biyo-çeşitlilik, yirmi birinci yüzyılda yeni ilaçların bulunmasında önemli role sahiptir.

Kanser, kireçlenme, bakteriyel enfeksiyon gibi hastalıklarla mücadelede, mercan resiflerindeki bitki ve hayvanlardan yararlanılmaktadır.

Kırılganlardır. En ufak bir ısı değişikliğinde (küresel ısınma) bembeyaz hale gelir, bir anlamda “hastalanır ve hatta ölürler.

Mercanların dünya için önemi, apayrı bir makale konusudur.

Bu nedenle bu kısmı kısa kesip, soruma geri dönmek istiyorum.

Mercanlar Bitki Mi Yoksa Hayvan Mı?

Sert kabukları sebebiyle, mercanlar bazen kayalarla karıştırılabilir. “Kök saldıkları” düşünülüp, bitkilerle de karıştırılabilir.

Ancak mercanlar, kayalardan farklı olarak, “canlıdır.”

Aynı zamanda mercanlar, bitkilerden farklı olarak kendi besinlerini üretemezler (fotosentez yapan bir kaç alt tür haricinde).

Mercanlar, birer omurgasız hayvandır.

Nasıl Ya?

Gelin mercanın bebekliğine gidelim.

Eşeyli (döllenerek) ya da eşeysiz üreyen (bölünme, tomurcuklanma gibi) mercanlardan eşeyli üreyenlerine bakalım.

Bebek mercan, dünyaya bir larva olarak gelir. Baya, bildiğiniz kurtçuğa benzer.

Mercanlar

Foto: Turgay Ali Şanlı

Sonra bu kurtçuk “kirpik” denen ufak yüzgeçleriyle suda sağa sola hareket eder.

En sonunda gözüne kestirdiği bir kayaya tutunur.

Kurtçuğumuz belli bir zaman sonra bir “polip“e dönüşür.

Bebek mercanımız artık genliğe adım atmıştır.

Sudaki planktonlarla beslenip büyürken, bir taraftan da kalkerli bir salgı oluşturur. İşte bu kalkerli salgı polipimizden atıldığı sürece katı bir iskelet oluşur.

Bizim mercan dediğimiz şey, işte bu sert kabuktur.

Mercan Resifleri

Bu genç mercanımızın yanında bir mercan daha düşünün. Onun yanında bir tane daha, onun yanında da bir tane…

Mercanlarımız büyüdükçe, ürettikleri kalkerli salgı birikimi de artacaktır.

Zamanla (yüzlerce, hatta binlerce yıldan bahsediyorum) kaynaşan bu mercan iskeletleri neredeyse deniz yüzeyine ulaşır.

Mercanların ürettiği bu kalkerden, kayalığa benzer bir yapı oluşur.

İşte bu yapıya da bizler “mercan resifleri” diyoruz.

En ünlü mercan resifi, Avustralya’nın kuzey doğusunda yer alır, adı “Büyük Set Resifi”dir (Great Barrier Reef) ve 2.000 km uzunluğundadır.

 Kaynaklar:

oceanservice.noaa.gov

saltaquarium.about.com

tr.wikipedia.org

Bırakın Kabuklar Denizde Kalsın

Dün, dalış yapan bir arkadaşımın doğum günüydü.

Ufak çapta bir kutlama yapmak istedi. Kendi evinde, mütevazi bir kutlama…

Bu arkadaşıma yazımda kısaca “E” diyeceğim.

E’nin bir deniz sever ve dalış aşığı olduğunu biliyorum. Aynı zamanda sıkı bir Dalalim.com takipçisi.

Olabildiğince kendisini dalışta geliştirmeye çalışıyor. Seviyesi PADI Dive Master.

Daha iyi bir dalgıç olmak için becerilerini sıklıkla gözden geçiriyor, eğitmen kursuna hazırlanıyor, su altı fiziği ve fizyolojisi konularında oldukça bilgili.

Dün geceki küçük ev partisinde mumlar üflenip, dalış temalı pasta kesildikten sonra en son çekimini yaptığı su altı videosu için E, bizleri odasına yönlendirdi.

Video güzeldi, ancak benim dikkatimi odadaki başka bir şey çekti.

Çalışma masasının üzerinde bir fanus vardı. Hani şu içi su ile doldurulup japon balığı beslenen fanuslardan…

Fanusta su yoktu. İçinde sergilenen deniz kabukları, dibinde de sahilden geldiği belli olan bir avuç kum vardı.

Göze güzel görünüyordu.

Dalışa böyle meraklı, aynı zamanda iyi bir dalgıç olan E, beni bu hareketiyle çok üzdü, hayal kırıklığı yaşattı.

Ahtapot

Foto: Volkan Anık

Hayal Kırıklığı?

Evet.

Çünkü bu deniz kabukları Karşıyaka’daki bir evin odasında, küçük bir fanusta değil, denizde bulunmalıydı.

Bir çoğumuz, deniz kabuğu koleksiyonunu güzel ve masum olarak nitelendiririz.

Aslında durum maalesef pek de öyle değil.

Bugün, sizlere deniz kabuğu toplayıcılığının neden bilinçsizce bir davranış biçimi olduğundan ve iyi niyetle de olsa su altı yaşamına nasıl zarar verdiğimizden bahsetmek istiyorum.

Deniz kabuklarının neden suda kalması gerektiğini 4 alt başlık şeklinde inceleyelim.

1. Yuva Olarak Deniz Kabukları

Hiç birimizin zaten canlı olan bir deniz kabuklusunu alıp, kurutup sergilediğini zaten düşünmüyorum.

İçinizden bazılarının iyi niyetli (ancak maalesef eksik bilgiyle) bir şekilde “benim topladığım deniz kabukları zaten sahilde ölü olanlar ki?” dediğini duyar gibiyim.

Ancak konu aslında bu değil.

Ölü deniz kabukları, küçük balık ırklarının yumurtlama döneminde önemli bir yuva görevi görüyor.

Boyutu ne kadar küçük olursa olsun, her deniz kabuğuna bu bağlamda büyük ihtiyaç duyan küçük balıklarımız mevcut.

Örneğin sık gözlemlediğimiz Gümüş Balığı (Atherina), yetişkinken bile bir kaç santimetre boyunda.

Bu balığın yavrularının ne kadar küçük olduğunu hayal edin, hem de dünyaya gözlerini yeni açtığında…

Bu ufaklıkların, evde sergilediğiniz küçük büyük, tüm deniz kabuklarına ihtiyacı var.

Eğer yuva yoksa, bu yavrular da yok.

Bu durum, her yönden kötü. Neresinden bakmak isterseniz…

Ekonomik değeri olan bu balığın üreyememesi balıkçıları, genel olarak sektörlerini etkiliyor. Yavruların ölmesi, vicdani yanımızı ortaya koyuyor, ve/veya dalışlarınızda bu güzel balıkları artık görememeniz, fotoğraflarını çekemeyeceğiniz anlamına geliyor.

Bunun ötesinde, sadece bu küçük balıkların popülasyonu azalmayacak, bu küçük balıklarla beslenen ve besin zincirinde tepeye doğru gözünüzün önüne gelen diğer canlılar da av bulamakta zorlanacak. Bu, onların da popülasyonunu düşürecek.

2. Deniz Kabuklarını Kullanan Diğer Canlılar

kesis-yengeci

Foto: Volkan Anık

İçi boş olan deniz kabuklarını dahi (ölüydü, sahilden toplamıştık ya, onlar işte) yavruları için değil de, direk kendileri için kullanan diğer deniz canlıları mevcut.

Örneğin, Keşiş Yengeci (Dardanus calidus) kabuğu olmadan doğar.

Yani tamamen korumasızdır.

Doğumundan hemen sonra kendisine küçük bir deniz kabuğu (ya da şakayık) arar.

Boş bir deniz kabuğu bulduğunda, bunu sırtına alır ve kendine bir anlamda bir kalkan bulmuş olur.

Kabuk yoksa, Keşiş Yengeci de yok olur.

3. Deniz Kabukları Denize Aittir

Bu madde, daha çok işin ruhsal tarafı.

Denizde ölen bir canlının, yine denizde kalması gerekir.

Bu, herhangi bir kural değildir ya da “denizde kalmazsa böyle olur” gibi bir sonuca varmaz.

Şahsen ben, öldükten sonra iki kılıç balığı tarafından toprağın altından çıkartılıp sırtlanarak denize götürülüp, bu iki kılıç balığının evini süslemek istemem.

Bu, kişiye ait bir histir. Bu nedenle çok uzatmayacağım.

4. Dalış Noktası Çeşitliliğinde Deniz Kabukluları

Buraya kadar, deniz kabuklarının yuva görevi gördüğünü, bazı deniz canlılarının da yaşayabilmek için bu kabukları kalkan olarak kullandığını ve hiç bir şeye yaramasalardı dahi denizde bulunmaları gerektiğini konuştuk.

Eğer deniz kabuklarını toplamaya, evimizde sergilemeye devam edersek;

  • Evimizde bulunduğu için bizden başkası dalışlarında o deniz kabuğunu göremeyecek
  • Keşiş Yengeci gibi canlılar azalacak (ki azalıyor da) ve bu hayvanları da göremeyeceğiz
  • Deniz kabuklarını yuva olarak kullanan yavru balıkların görülme olasılığı azalacak

Deniz kabuklarının besin zincirindeki önemi büyüktür.

Yavruları için deniz kabuğu bulamayan küçük balıklar, korunaksız bölgelere yavrulayacak ve bu yavruların hayatta kalma olasılığı düşecektir.

Bunun sonucunda da bu küçük balıklarla beslenen diğer canlılar av bulmakta zorlanacak ve onların da sayısı azalacaktır.

Bu, hem balıkçılığı, hem de dalış turizmini negatif yönde etkileyecektir.

Deniz kabuklarını korunma amaçlı üzerlerinde taşıyan Keşiş Yengeci gibi canlıların da görülme olasılığı oldukça düşecektir.

Dalışlarımızda daha fazla canlılık görmek istiyorsak, deniz kabuğu toplamayalım, topladıklarımızı da denizlere iade edelim.

Tek bir küçük deniz kabuğu ile bir Keşiş Yengeci, binlerce yavru balık kurtarabilirsiniz.

Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız durmayın. Evinizde bulunan deniz kabuklarını hafta sonu denize bırakmak için küçük bir torbaya koyun. Onları denize bırakırken kaç canlıyı kurtardığınızı düşünün.

Yüzen Dev: Balyoz Köpek Balığı

Geçtiğimiz günlerde Hatay’ın Dörtyol ilçesinde balıkçıların ağına takılan Balyoz Köpek Balığı (Cetorhinus maximus) bugünlerde ülkemizde kendinden epeyce söz ettirir oldu. Türkiye’de pek de bilinmeyen bir tür olan bu köpek balığı hakkında bilgi sahibi olan insan sayısı az. Çünkü sularımızda her gün rastlayacağımız türden bir balık değil.

Şimdi Balyoz Köpek Balığı’nı (Cetorhinus maximus) biraz daha yakından bakalım.

Genel Özellikler

Foto: gelbalder.org

Balyoz Köpek Balığı, Büyük Camgöz ve Güneşlenen Köpek Balığı olarak da bilinir. Chondrichthyes, yani Kıkırdaklı Balıklar sınıfının bir üyesidir. İnsanlarla ilgili bir sabıkası yoktur.

Bütün gününü büyük ağzını açıp suda yüzen planktonlarla beslenerek geçirir. Balina Köpek Balığı’nın (Rhincodon typus) aksine planktonları, suyu içine alıp akabinde solungaçlarından fışkırtarak yiyemezler. Böyle bir sistemleri yoktur. Balyoz Köpek Balığı, ağzı açık bir şekilde yüzerek planktonları yer. Yani suyun yer değiştirmesi hıza bağlıdır, pompalama olmaz. Saatte 2000 litre deniz suyunu filtrelerler.

Dış Görünüm

Balina Köpek Balığı’ndan sonra gelen en büyük balıktır. 3 ton ağırlığa ve 10 metre uzunluğa erişebilirler. 10 metreden daha uzun olanları söylenmiş olmasına rağmen henüz kanıtlanmamıştır. 

Balyoz Köpek Balığı’nda dikkat çeken özellikler burnunun uzunluğu ve beş adet solungaç aralığıdır. Burun, beslenirken yukarıya doğru uzanır.

İki adet sırt yüzgeci bulunur ve karaciğeri vücut ağırlığının %25’ini oluşturur. Genellikle tek renklilerdir ve bu renk gri ya da siyah olur.

Anavatanı

Balyoz Köpek Balığı, suyu çok sıcak olmayan tüm denizlerde yaşar. Planktonların çok olduğu yere doğru beslenme hareketi gösterdikleri için göçebedirler.

Foto: gelbalder.org

Marine Biological Association‘ın yaptığı uzun süreli çalışma sonucunda Balyoz Köpek Balığı’nın sadece sığ sularda yaşamadığı, 700 metre kadar derine gidebildiği görülmüştür. Aynı araştırmada, bu balığın uzun mesafeler katettiği ve kış uykusuna yatıp, solungaç filtrelerini yenilediği efsanesinin yanlış olduğu anlaşılmıştır.

Türkiye’de yaşayan en büyük balık türüdür, ancak çok nadir görülür.

Üreme

Yavular, annenin karnındaki yumurtalardan çıkar ve yalancı canlı doğum gerçekleşir. Anneden çıkan yavrular, memelilerdeki gibi “doğum” yanılgısını yaratır. Aslında bu yavrular önce annenin karnındaki yumurtadan çıkıp dünyaya adım atarlar.

Erkekleri 5 metreye, dişileri ise 4 metreye ulaştığında cinsel olgunluğa erişirler. Bu da Balyoz Köpek Balığı’nın üreyebilmesi için ne kadar zaman gerektiğini ve hassasiyetlerini bize kanıtlar.

Kaynak: tr.wikipedia.org

Su Altında Ön Yargı: Akdeniz Mürenleri

Foto: Deniz Özçelik

Müren balıkları, genelde hakkında az şey bilinen ancak yılana benzeyen görüntüsü ve sürekli açık ağızları sebebiyle tedirginlik yaratan deniz canlılarıdır. Dalışlarımızda karşımıza çıkan mürenler, Roma döneminden günümüze kadar yaşam gerçekleri yanı sıra efsaneleriyle de var olmuşlardır.Malesef deniz yılanları ve kağıt balıkları gibi, mürenler de insanlar tarafından genelde beğenilmeyen, dış görünümlerinden dolayı her zaman ön yargı ile yaklaşılmış balıklardır. Aslına bakarsanız mürenler gerçekten incelenmeye değer, değişik anatomik yapıya sahip olmalarıyla beraber, sert görünümlerinin ve bilinenin aksine özellikle kışkırtılmadıkça saldırmazlar. [Devamını oku…]

CLOSE
CLOSE
Pin It